Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos 31, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kötülük "Teodise"

Kötülük Problemi, Zahiri Zafer ve Hakiki Kazanç: Felsefi, Tasavvufi ve Modern Yaklaşımlar Felsefenin en kadim sorunlarından biri “kötülük problemi”dir. Teodise (theodicy), kelime anlamıyla “Tanrı’nın adaletini savunma” demektir ve esasen şu soruya verilen yanıttır: Mutlak kudret sahibi, mutlak iyi olan Tanrı neden kötülüğe izin verir?[^1] Bu soru yalnızca Batı felsefesi geleneğinde değil, İslam düşüncesi ve tasavvuf geleneğinde de derinlemesine tartışılmıştır. Modern dönemde ise psikoloji ve sosyoloji, kötülüğün bireysel ve toplumsal algısına odaklanarak meseleye yeni boyutlar eklemiştir. Bu makalede, önce klasik felsefi yaklaşımlar (Hume, Hick, Leibniz) özetlenecek; ardından tasavvufi bir yorum olarak İbn Arabî’nin “zahiri zafer” anlayışı ele alınacaktır. Daha sonra Bediüzzaman Said Nursî’nin kötülük ve musibetler konusundaki yaklaşımı işlenecek; son olarak modern sosyal bilimlerde kötülüğün algısına dair bulgulara değinilerek hakiki kazancın kalpte kazanıldığı sonucuna varılacaktır. ...

Ölmeden Önce Ölmek

Ölmeden Önce Ölmek Öğretisinin Modern Sentez Modeli: Tasavvuf, Psikoloji ve Sosyoloji Perspektifinden Bir Yaklaşım Tasavvuf düşüncesinin temel öğretilerinden biri olan “ölmeden önce ölmek”, bireyin nefsini terbiye ederek hakikatle birleşmesini hedefleyen bir manevî yolculuğu ifade eder. Ancak bu öğreti, yalnızca tasavvufî bağlamda değil; modern psikoloji, felsefe ve sosyoloji açısından da önemli tartışmalar doğurmaktadır. Bu makale, söz konusu öğretiyi hem tasavvufî kaynaklarda hem de çağdaş psikolojik ve sosyolojik teorilerde inceleyerek bir sentez modeli önermektedir. Bulgular, öğretinin bireysel düzeyde içsel huzur ve ahlâkî olgunluk sağladığını, toplumsal düzeyde ise doğru yorumlandığında dayanışma ve sorumluluk bilincini pekiştirdiğini göstermektedir. İslam tasavvufunda “ölmeden önce ölmek” öğretisi (Arapça: mûtû kablâ en temûtû), Hz. Peygamber’e nispet edilen bir söz üzerinden şekillenmiş ve sufî literatürde derinlemesine işlenmiştir. Bu öğreti, nefsin bencil yönlerinden arınarak...

Sosyal Çürüme

Toplumsal Değer Erozyonunu Aşma ve Yeniden Sağlam Bir Toplum İnşası  Toplumların uzun vadeli istikrarı ve gelişimi, yalnızca ekonomik ya da siyasal güçle değil; ortak değerler, ahlaki normlar ve adalet algısı ile mümkündür. Günümüzde birçok toplumda gözlenen sosyal çürüme ve değerler erozyonu, bireylerin birbirine ve kurumlara olan güvenini sarsmakta, toplumsal dayanışmayı zayıflatmaktadır.  Bu makale, söz konusu erozyonu aşmak ve sağlam bir toplum inşa etmek için önerilen temel stratejileri ele almaktadır. 1. Adaletin Güçlendirilmesi Adalet, toplumun en temel yapıştırıcı unsurudur. Dürüst davranan bireyin kazançlı çıktığı, haksızlığa başvuranın bedel ödediği bir düzen sağlanmadıkça toplumsal çürümenin önüne geçilemez. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Kamu kurumlarında denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi. Gündelik Hayatta Adalet: Yalnızca mahkemelerde değil, iş yaşamında, eğitimde ve sosyal ilişkilerde de adil uygulamaların yerleşmesi. Hukukun Üstünlüğü: Ayrım gözetmeden,...

Tevekkülün Kapısı

Kur’an’dan Modern Psikolojiye Tevekkül, İslam düşüncesinin en temel kavramlarından biridir.  Arapça kökeni itibarıyla vekâlet etmek, dayanmak, güvenmek anlamlarını taşır. İslami öğreti içinde tevekkül, kulun çaba ve tedbirlerini yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a bırakması olarak tanımlanır.  Bununla birlikte tarih boyunca tevekkül farklı yorumlara uğramış; kimi zaman aktif çabayı besleyen bir iman ilkesi, kimi zaman da pasif kaderciliğin meşrulaştırıcısı olarak görülmüştür. Bu makalede tevekkül kavramı; Kur’an ve sünnet perspektifinde, tasavvufî yorumlarla, felsefî yaklaşımlar ve modern psikoloji ışığında ele alınacak; ayrıca yanlış tevekkül anlayışlarının birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri tartışılacaktır. 1. Tevekkülün Kavramsal Çerçevesi Tevekkül, klasik İslam âlimlerince farklı şekillerde tanımlanmıştır.  Gazzâlî’ye göre tevekkül, “kalbin Allah’a güvenmesi”dir¹. İbn-i Kayyım ise tevekkülü, “kalbin Allah’a tam teslimiyeti, sebeplerin ötesinde O’na bağlan...

İdrakin Kapısında

Aynadaki Sonsuzluk: İbn-i Arabi, Kuantum ve Modern Zamanın Sırları İnsanlık, var oluşunu anlamak için binlerce yıldır gökyüzüne bakıyor. Yıldızların titreşiminde kendi kaderini okumaya çalıştı; nehirlerin akışında ruhunun akışını gördü; kalbin derinliklerinde ise Allah’ın izini aradı.  Tasavvuf, bu yolculuğu kalbin aynasında sürdürürken, modern bilim atomların titreşiminde aynı sırrı çözmeye koyuldu. İbn-i Arabi’nin “Her an yeni bir yaratmadadır” dediği yerde, kuantum fiziği “her ölçümde evren yeniden kuruluyor” der.  İki farklı dil, aynı hakikati anlatıyor olabilir mi? 1. Tasavvufî Pencereler: Ayna, Aşk ve Işık İbn-i Arabi: Tecellinin Sonsuzluğu İbn-i Arabi, evreni Allah’ın sürekli tecellisi olarak görür.  Ona göre varlık, bir defalık yaratılmış sabit bir nesne değil, her an yeniden var edilen bir akıştır.  Varlık, Allah’ın kendini görmesi için bir ayna gibidir: “Sen ayna gibisin; suret sende görünür. Sen yok olsan da O’nun sureti kalır.” Burada insan, sadece seyirc...