Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül 21, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sabetaycılar

Sabetay Sevi’den Günümüze: Osmanlı’da Dönmeler, Cumhuriyet Dönemi Söylemleri ve Komplo Teorileri Özet 1492’de İspanya’dan sürülen Sefarad Yahudilerinin Osmanlı topraklarına kabulü, imparatorluğun dini hoşgörü politikalarının en önemli örneklerinden biri olarak literatürde yer alır. 17. yüzyılda İzmirli Sabetay Sevi’nin mesihlik iddiası ve ardından yaşanan kitlesel dönüşüm, Osmanlı tarihinde hem dinsel hem de toplumsal bakımdan eşsiz bir olaydır. “Dönmeler” adıyla bilinen bu topluluk, özellikle Selanik’te yoğunlaşmış, Osmanlı’nın modernleşme sürecinde kültürel ve ekonomik katkılar sunmuştur. Buna karşın, Cumhuriyet dönemi boyunca “dönmeler” etrafında pek çok komplo teorisi üretilmiş; Mustafa Kemal Atatürk’ün dahi dönme kökenli olduğu iddiası kamuoyunda tartışılmıştır. Bu makale, tarihsel kayıtlar ile modern komplo söylemlerini karşılaştırarak, söz konusu iddiaların akademik geçerliliğini irdelemektedir. Ayrıca yakın dönemde yayımlanan popüler belgesellerdeki metodolojik sorunlara dikkat...

Osmanlı Nasıl Cihan Devleti Oldu?

Osmanlı’nın Cihan Devleti Oluşu Giriş Osmanlı Beyliği kısa sürede sınır beyliklerinden dünyanın önde gelen imparatorluklarından biri haline gelmiştir.  Bu başarı, coğrafi konum avantajı, göçebe-Türk gelenekleri ve İslamî gazâ anlayışı gibi çoklu etkenlerin bileşimiyle mümkündür.  Tarihçiler bu süreci değişik vurgularla yorumlamış; bazıları gazâyı merkezî faktör sayarken (Halil İnalcık), bazıları daha çok sosyal ve ekonomik nedenleri öne çıkarmıştır (M. Fuat Köprülü).  Bu makalede Osmanlı’nın dünya çapında egemen bir cihan devleti haline gelmesinde öne çıkan başlıca unsurlar –stratejik coğrafi konumu, göçebe-Türk gelenekleri, gazâ ideolojisi, devlet örgütlenmesi ve Bizans ile etkileşim– tarihî kanıt ve uzman görüşleri ışığında ele alınacaktır. Gelişme Coğrafi Konum ve İstanbul’un Fethi:   Osmanlılar Asya ile Avrupa’yı bağlayan stratejik bir bölgede (Anadolu ve Balkanlar arasındaki boğaz kontrolü) doğmuş ve hızla yayılarak Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan topraklara hâki...

İnsan Neden Var?

İslam Düşüncesinde Varoluşun Anlamı “Ben kimim, neden buradayım?” sorusu insanlık tarihinin en kadim sorusudur.  Bu soru, yalnızca bireysel bir merak değil, aynı zamanda insanın kaderini, sorumluluğunu ve yaratılış amacını anlamaya yönelik varoluşsal bir ihtiyaçtır.  İslam düşüncesinde bu soru, Kur’an-ı Kerim’in ayetleri, Hz. Peygamber’in hadisleri ve büyük alimlerin yorumlarıyla derinlemesine işlenmiştir.  İbn Arabi’nin “insan-ı kâmil” anlayışı bu tartışmanın merkezinde yer alırken, Farabi’den Gazali’ye, Mevlana’dan Said Nursi’ye uzanan geniş bir gelenek, insanın varlık gayesini farklı açılardan yorumlamıştır. 1. Kur’an ve Hadislerde İnsan’ın Varlık Gayesi Kur’an-ı Kerim, insanın varoluşunu iki ana eksen üzerinde tanımlar: Allah’a kulluk ve yeryüzünde halifelik. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56). Bu ayet, varoluşun merkezine kulluğu yerleştirir. “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara, 2/30). Bu ifade, insana y...

CHP’nin Karnesi

21. Yüzyıl Hibrit Savaşları Döneminde CHP’nin Karnesi: Tarihsel Süreklilik ve Siyasal Performans Türkiye, 21. yüzyılda hibrit savaş stratejilerinin hedefi haline gelen ülkelerden biridir. Bu yeni savaş biçimi, yalnızca askeri yöntemlerle değil; medya, ekonomi, diplomasi, siber saldırılar ve toplumsal fay hatlarının manipülasyonu yoluyla devletlerin istikrarsızlaştırılmasını amaçlamaktadır (Hoffman, 2007). Türkiye’nin maruz kaldığı hibrit saldırılar, özellikle 2010 sonrası Arap Baharı, Suriye iç savaşı, ekonomik yaptırımlar ve toplumsal mühendislik girişimleriyle belirginleşmiştir. Bu koşullar altında, ülkenin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kurucu parti kimliği nedeniyle hem tarihsel mirasıyla hem de güncel siyasal performansıyla tartışma konusu olmaktadır. CHP’nin geçmişteki otoriter uygulamaları ile bugün hibrit savaşlar karşısında somut politika üretememesi arasında bir süreklilik dikkat çekmektedir. CHP’nin Kuruluş Dönemindeki Antidemokratik Uygulamalar CH...

Hibrit Savaş ve Türkiye

21. Yüzyıl Hibrit Savaşları Bağlamında Türkiye: Recep Tayyip Erdoğan Döneminin Başarıları, Kırılganlıkları ve Ekonomik Direnç İçin Öneriler Hibrit Savaş ve Türkiye’de İç Direnç Noktalarının Aşınması Türkiye, uzun yıllardır maruz kaldığı ve özellikle 2010’daki Arap Baharı süreciyle ivme kazanan hibrit savaş faaliyetleri sonucunda, sadece sınırlarının ötesinden değil, içeriden de zayıflatılmaya çalışılmıştır. Hibrit savaş stratejisinin özü, dışarıdan doğrudan yıkımı zor olan bir ülkenin, içerideki adalet, liyakat ve ekonomik eşitlik gibi temel direnç noktalarının aşındırılmasıdır. Bu alanlarda alınan hatalı politik kararlar; kurumsal yozlaşma, toplumda kutuplaşma ve sosyal çürüme tablolarını derinleştirmiştir. Bu tablo, hibrit savaşın ana prensibini doğrular niteliktedir: “Bir ülke dışarıdan yıkılamıyorsa, içerideki ahlaki ve kurumsal temeller hedef alınır.” Türkiye’nin hibrit tehditlere karşı uzun vadede ayakta kalması, yalnızca dış savunma mekanizmalarıyla değil, iç cephesinde adaletin...