Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül 28, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anti-Siyonist Vicdan Hareketi

Siyonist Stratejilerin Küresel Etkisi ve Direnişin Yükselişi İnsanlık tarihi, egemenlik arayışının, ideolojik çatışmaların ve sömürgeci stratejilerin izlerini taşır.  Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren, Siyonist hareketin küresel siyasetteki etkisi, sadece bölgesel değil, evrensel bir boyut kazanmıştır.  Bu stratejiler, yalnızca Ortadoğu'yu değil, tüm dünyayı şekillendiren dinamiklere dönüşmüştür.  John F. Kennedy'nin Dimona Krizi'ne verdiği tepki, 11 Eylül saldırılarının ardından yükselen "radikal İslam" söylemi, Irak işgali ve Gazze'deki soykırım, bu stratejilerin somut örnekleridir. 11 Eylül 2001 saldırıları, yalnızca Amerikan dış politikasını değil, aynı zamanda küresel güvenlik paradigmasını köklü biçimde dönüştürmüştür.  Bu saldırılar, “terörle savaş” adı altında Batı dünyasında İslam’a yönelik yeni bir söylemsel çerçeve üretmiş; radikal İslam imgesi, hem toplumsal algıda hem de uluslararası politikalarda merkezi bir unsur haline getirilmiştir.  Bu...

RESMÎ, AVRUPAÎ VE HAKİKÎ TARİH

 “Tarihini bilmeyenin coğrafyasını başkası çizer. Coğrafyasını bilmeyenin tarihini başkası yazar.” — Dede Korkut GİRİŞ: RESMÎ, AVRUPAÎ VE HAKİKÎ TARİH Kemal Karpat’ın veciz ifadesiyle “Biz Türklerin üç çeşit tarihi vardır. Bir resmî tarih; iki, Avrupalıların yazdığı tarih ki bu ikisi de şüphelidir. Bir de halkın zihninde kalmış tarih vardır. İşte hakikî tarih odur; nesilden nesle geçen tarih odur” [1]. Bu ayrım, yalnızca geçmişin bir yorumu değil, aynı zamanda geleceğe dair bir uyarıdır. Resmî tarih çoğu zaman iktidarların çıkarlarını, Avrupaî tarih Batı merkezci algıları, hakikî tarih ise milletin vicdanında yaşayan gerçekleri yansıtır. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma sürecine baktığımızda da bu üçlü ayrımı açıkça görebiliriz. Resmî tarih “ihanet eden Araplar” söylemi üzerinden bir açıklama üretmiş, Avrupalı tarihçiler ise Arap İsyanı’nı Osmanlı’nın çöküşünde belirleyici bir dönüm noktası olarak sunmuşlardır. Oysa hakikî tarih bize başka bir şey söyler: Filistin ve Gazze halk...

Vehn, Sumud

Vehn, Sumud Çağdaş Müslümanın İmtihanı “Her Müslüman bir kaşık su dökse, İsrail’i sel alır” sözü, İslam dünyasının potansiyelini ve aynı zamanda bu potansiyelin niçin bir türlü gerçekleşmediğini sorgulatan bir vecizedir.  Yaklaşık iki milyar Müslümanı barındıran, stratejik coğrafyalara hâkim, doğal kaynaklar bakımından zengin, tarih boyunca insanlık medeniyetine öncülük etmiş İslam dünyası; bugün neden kendi iradesini ortaya koymakta, mazlumlarını korumakta, işgal ve zulümlere karşı yekvücut olmakta aciz görünmektedir?  Bu sorunun cevabı, sadece güncel politik ve askeri güç dengelerinde değil; aynı zamanda İslam ümmetinin manevi ve ahlaki yapısında, kalbî ve fikrî zaaflarında gizlidir. Allah Rasulü’nün (s.a.v) Sevban (r.a) üzerinden nakledilen hadisi, bu zaafın adını açıkça koymaktadır: “Vehn.” Rasulullah (s.a.v), Müslümanların çokluk içinde azlık, nicelik içinde niteliksizlik yaşadığı bir dönemin geleceğini haber vermiş; bunun sebebini “dünyayı sevmek ve ölümden tiksinmek” ol...

Fetö

Yüksek Potansiyelli İnsan Sermayesinin Saptırılması ve Kayıp Fırsat Maliyeti: FETÖ Örneği Üzerinden Türkiye’nin Savunma ve Bilişim Sanayiindeki Kırılma Noktaları ​I. Giriş, Problem Tanımı ve Temel Tez ​A. Problem Tanımı ve Bağlam ​Yüksek Vasıflı İnsan Sermayesi (HVİS), bir ülkenin ulusal kalkınması, teknolojik bağımsızlığı ve uzun vadeli ekonomik refahı için kritik öneme sahiptir. Bu çalışmanın temel odak noktası, Türkiye’de Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) bu seçkin insan sermayesi havuzunu hedefleyerek nasıl sistematik bir saptırma (diversion) mekanizması kurduğudur. Örgüt, ülkenin en parlak zihinlerini, en seçkin üniversitelerin mühendislik ve fen bilimleri programlarından mezun olan öğrencilerini seçmiş ve manipülatif yöntemlerle kendi örgütsel amaçlarına hizmet eden araçlara dönüştürmüştür. ​Bu süreçte gözlemlenen en çarpıcı olgulardan biri, örgütsel manipülasyonun ahlaki ve operasyonel bir çift kutup yaratmadaki başarısıdır. İlk başta yüksek ahlaki hassasiyet gösteren ("b...

Yeni Dünya Düzeni

Yeni Dünya Düzeni, Küresel Elitler ve Ulus Devletlerin Çöküşü: Alternatif Okumalar ve Manifesto Özet 21. yüzyılın ikinci çeyreği, ulus devletlerin tarihsel olarak benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya kaldığı bir dönemdir. Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail-Gazze çatışması, ABD’de artan iç çatışmalar ve Epstein dosyası, küresel silahlanmanın tırmanışı ve teknolojik bağımlılık, klasik uluslararası düzeni altüst etmiştir. Bu makale, resmi söylemleri ve alternatif komplo teorisi okumalarını birlikte değerlendirerek, küresel elitlerin ve süper güçlerin ulus devletler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Özellikle Türkiye özelinde yaşanan kırılganlıklar, ABD-İsrail ilişkileri ve Larry Ellison örneği üzerinden küresel finans ve teknoloji ağlarının ulus devlet siyasetine müdahalesi incelenmiştir.  Bu makale, resmî ve alternatif görüşler arasındaki keskin ayrımı vurgulayarak, dünya düzeninin ulus devletlerin kırılganlaştığı, küresel elitlerin etkisinin arttığı ve büyük güç rekabetinin...

FERDİYET

Birey-Toplum-Devlet İlişkisi: Batı ve İslam Perspektiflerinden Akademik Bir İnceleme I. Giriş ve Kavramsal Çerçeve 1.1 Problemin Ebedi Tanımı ve Modern Devletin Çözümsüzlüğü Bireysel varoluş ile kolektif düzen arasındaki gerilim, siyaset felsefesi ve etik düşüncenin temel meselelerinden biri olmuştur (Berlin, 1969).  Bu gerilim, modern toplumların ortaya çıkışıyla birlikte yeni boyutlar kazanmıştır. Modern devlet, Weber’in rasyonel-hukuki otorite tanımıyla birey-toplum ilişkilerini hukuki ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla düzenleme iddiasındadır (Weber, 1978).  Ancak tarihsel gözlemler, özellikle Türkiye gibi güçlü kolektif aidiyetlerin var olduğu toplumlarda hukuki rasyonalitenin tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.  Cemaatler ve ideolojik örgütlenmeler, bireyi araçsallaştırarak etik yaşam alanını daraltabilmektedir (Kuru, 2009). Bu çalışma, bireysel özerklik ve ahlaki sorumluluğun kurumsal baskılardan korunmasının, toplumsal düzenin sürdürülebilirliği için ...

EVLİLİK

Evlilik Kurumunun Sosyolojik, Psikolojik ve Tasavvufî Boyutları: Modern ve Klasik Yaklaşımların Karşılaştırmalı Analizi Son on yılda aile ve evlilik kurumuna yönelik küresel ölçekte belirgin bir baskı ve dönüşüm süreci gözlemlenmektedir.  Bu dönüşüm, yalnızca bireysel yaşam tarzı tercihleri ya da modernleşme dinamikleriyle açıklanamaz; daha derin ve sistematik bir toplumsal mühendislik çabasının parçası olarak değerlendirilmelidir.  Modern sosyoloji ve siyaset bilimi literatürü, toplumsal düzenin en küçük ve en güçlü yapı taşı olarak aile kurumunu tanımlamaktadır (Parsons, 1955).  Ailenin çözülmesi, bireylerin yalnızlaşmasına, toplumsal bağların zayıflamasına ve nihayetinde merkezi otoritelerin birey üzerinde daha doğrudan kontrol kurmasına yol açmaktadır (Bauman, 2000). Bu bağlamda, özellikle Batı merkezli ideolojik yönelimler çerçevesinde LGBT+ hareketleri, “özgürlük” ve “bireysel tercih” söylemi altında teşvik edilmekte, fakat makro düzeyde “nüfus planlaması” ve “demog...

Kum Tanesinden Evrene

Bir Kum Tanesinden Evrene: Mikro ve Makrokozmosun İslami Perspektifi Özet: Görünüşte sıradan olan bir kum tanesi, insan aklının sınırlarını zorlayan atomik bir düzeni içinde barındırır. Aynı şekilde, evrenin devasa büyüklüğü de insanın kavrayışının ötesindedir. Bu çalışma, bir kum tanesindeki atomların sayısı ve evrenin genişliği üzerinden, Kur’an-ı Kerim ayetleri, Hz. Muhammed’in hadisleri, İslam filozofları, tasavvuf önderleri ve özellikle Said Nursî ile İbn Arabi’nin sözleri ışığında mikro ve makrokozmosu akademik ve popüler bilim üslubuyla ele almaktadır. 1. Giriş Parmağınızın ucunda duran bir kum tanesi, gözle görülemeyen devasa bir evreni saklar. Ortalama bir kum tanesi, yaklaşık 8 × 10¹⁸ atom içerir; bu sayı, insanın günlük deneyimlerinden çok daha büyüktür.[^1] Her bir atom kendi sessizliğinde bir hikaye taşır, milyarlarca yıllık geçmişin tanığıdır. Kur’an-ı Kerim, kainattaki bu düzeni şöyle bildirir: “Allah gökleri ve yeri hak ile yaratandır… Her biri bir hesaba göre hareket e...