Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim 19, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Türkiye’nin Aydınlanma İmkânı

Türkiye’nin Aydınlanma İmkânı: Mâturîdî Akıl, Türk-İslâm Değerleri ve Modernleşme Arasında Erdemli Uyanış Arayışı İnsanlık tarihinin büyük dönüm noktaları, yalnızca siyasî yahut ekonomik dönüşümlerle değil, düşünsel devrimlerle de belirlenmiştir.  Antik Yunan’ın rasyonel mirası, Avrupa Rönesansı’nın özgür düşünce kıvılcımları ve 18. yüzyıl Aydınlanması, insanın kendi aklını evren, Tanrı ve toplum karşısında yeniden konumlandırdığı tarihsel sıçramalardır.  Fakat her medeniyet, kendi tarihî, kültürel ve dinî tecrübesi içinde “aydınlanma” kavramını farklı biçimlerde tecrübe eder.  Türkiye açısından bu mesele, yalnızca Batı’daki Aydınlanma modelinin bir taklidi olarak değil, Mâturîdî akılcılığı, Türk-İslâm ahlâkı ve Cumhuriyet modernleşmesi arasındaki diyalektik bir süreç olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda İslâm düşüncesinde aklın meşruiyeti tartışmalarına, Mâturîdî epistemolojiye, Osmanlı sonrası modernleşme tecrübelerine ve Batı Aydınlanması’nın tarihsel öncüllerine atıf y...

Eş’arî–Şiî ve Mâturîdî–Sünnî Felsefe, Akıl

İslâm Düşüncesinde Aklın Meşruiyeti: Eş’arî–Şiî ve Mâturîdî–Sünnî Geleneklerin Karşılaştırması I. İslam Kelamında Aklın Meşruiyeti Sorunu İslâm düşüncesinde aklın meşruiyeti, kelamî tartışmaların merkezinde yer almış ve epistemolojinin temel meselelerinden biri olmuştur. “ʿAql” kavramı, Kur’an’da sürekli teşvik edilen bir ilke olarak sunulur.  Örneğin, “Onlar hiç düşünmezler mi?” (Yûnus 10/24) ve “Belki aklınızı kullanırsınız diye ayetleri böyle açıklıyoruz” (Bakara 2/242) ifadeleri, aklın dini tefekkürün asli unsuru olduğunu göstermektedir.  Ancak tarihsel süreçte, siyasal ve kültürel şartların etkisiyle aklın sınırları ve meşruiyeti tartışmalı hâle gelmiştir¹. Hz. Peygamber’in vefatından sonra İslam toplumu, hem siyasî meşruiyet krizleri hem de teolojik çatışmalar yaşamıştır.  Cemel ve Sıffin savaşları sonrasında ortaya çıkan Hâricîlik, Şiîlik ve Mürcie gibi mezhepler, iman, amel ve kader meseleleri üzerinden farklı akıl anlayışları geliştirmiştir.  Bu dönemde akıl...

Vahiy, Akıl, İrfan ve Aşkın Sentezi

Molla Sadrâ ve Hikmetü’l-Müteâliye:Vahiy, Akıl, İrfan ve Aşkın Sentezi Giriş İslam felsefesi tarihi, akıl (burhan) ile sezgi (keşf), metafizik ile mistik tecrübe, felsefe ile vahiy arasındaki derin gerilimlerin üretken bir biçimde uzlaştırıldığı büyük düşünce hamlelerine sahne olmuştur.  Bu hamlelerin zirvesinde yer alan isimlerden biri hiç kuşkusuz Sadrüddîn Şîrâzî (Molla Sadrâ, 1572–1640)’dır.  O, İslam düşünce tarihinde “Hikmetü’l-Müteâliye” yahut “Aşkın Hikmet” adıyla bilinen özgün bir felsefî ekolün kurucusu olarak, varlık (ontoloji) anlayışını, bilgi (epistemoloji) nazariyesini ve insanın ontolojik konumunu yeniden tanımlamıştır. Molla Sadrâ’nın düşüncesi, İbn Sînâ’nın Meşşâî (Peripatetik) akılcılığını, Sühreverdî’nin İşrâkî (Aydınlanmacı) sezgiselliğini, Muhyiddin İbn Arabî’nin Nazârî İrfan (Teorik Tasavvuf) anlayışını ve On İki İmam Şiîliği’nin teolojik metafiziğini transandantal bir yöntemle özgün bir şekilde mezcetmiştir.  Bu sentez, onu İslam düşüncesinin hem s...

İbrahim Kalın'ın Heidegger ve Molla Sadrâ Diyaloğu

Batı Ontolojisi ve Doğu İrfanı Arasında Varlık Köprüsü: İbrahim Kalın'ın Heidegger ve Molla Sadrâ Diyaloğu ​Giriş: Varlığın Unutuluşundan Vücûd'un Hakikatine ​İbrahim Kalın'ın "Heidegger’in Kulübesine Yolculuk" eseri, modern felsefe tarihi içindeki en temel yarılmalardan biri olan Batı-Doğu dikotomisini aşma ve "varlık" (Sein/Vücûd) meselesi etrafında evrensel bir tefekkür köprüsü kurma çabasının akademik bir manifestosudur.  Kalın, Alman filozof Martin Heidegger'in Batı metafiziğinin "varlığın unutuluşu" (Seinsvergessenheit) teşhisi ile İslam düşüncesinin en önemli ontologlarından Molla Sadrâ'nın "vücûd'un hakikati" (asâletü'l-vücûd) prensibi arasında kurduğu diyalogla, felsefeyi soyut bir kavramsal düzlemden, yaşayan ve tecrübi bir hikmet alanına taşır.  Bu makale, "Heidegger’in Kulübesine Yolculuk" kitabının özeti çerçevesinde, Kalın'ın bu iki düşünürü buluşturarak ulaştığı derin felsefi analizi, varl...

Cumhuriyet Değerleri, Türk-İslam

Cumhuriyet Değerleri, Türk-İslam Aydınlanması ve Erdemli Medeniyet İnşası Özet Cumhuriyet, insanın tarih boyunca süregelen özgürlük ve eşitlik arayışının siyasal biçimidir.  Cumhuriyet’in anlamı, yalnızca bir yönetim biçimi değil, insanın “özneleşme” sürecidir.  Türk modernleşmesi de, özünde bireyin kuldan yurttaşa dönüşüm hikâyesidir.  Bu dönüşüm, yalnızca politik değil, aynı zamanda ahlaki, hukuki ve metafizik bir süreçtir.  Fakat bu süreçte hem seküler ideolojiler hem de dini cemaat yapıları, farklı yönlerden aynı hataya düşmüştür: insanı “özne” olmaktan çıkarmak.  Seküler ideolojiler bireyi kolektif kimlik içinde eritmiş, dini cemaatler ise bireyin vicdanını otoriteye teslim etmiştir.  Bu yüzden Türkiye’nin modernleşme macerası, Cumhuriyet’in açtığı birey ufkunu koruyacak felsefi derinliğe her zaman muhtaç olmuştur. Bugün artık açıkça görülmektedir ki, çağımızın temel krizi “birey krizi”dir. Teknolojiyle güçlenmiş ama ahlakla zayıflamış birey, hem toplu...

Din, Felsefe ve Hakikat Arayışı

Akıl, Vahiy ve Bilim: Din, Felsefe ve Hakikat Arayışı Giriş İnsanlık tarihinin temel arayışı, hakikati anlamaktır.  Bu arayış üç ana eksende yürümüştür: akıl, vahiy ve bilim.  Akıl, mantık ve deney yoluyla hakikati kavrama çabasıdır; vahiy, insan aklının ötesinde ilahi irade aracılığıyla ulaşan bilgi ve yönelimdir; bilim ise doğa ve evrenin işleyişini gözlem, deney ve mantıksal çıkarım yoluyla keşfetme yöntemidir. Kierkegaard’un belirttiği gibi: "Dinin söylediği şey akla uygun olsaydı, zaten herkes onu kabul ederdi ve ona inanmaktan, iman etmekten söz etmek anlamsız olurdu. Aklıyla bilmesinin mümkün olduğu şeyi bildirmesi durumunda vahyin hiçbir anlamı ve faydası olamaz. Eğer durum böyle olsaydı, insanlar akıllarına başvurur ve herhangi bir vahye ve peygamberliğe ihtiyaç duymazlardı"¹. Bu ifadeler, vahyin akılla doğrudan aynı yolu izlemediğini, ancak aklın ötesinde bir hakikate işaret ettiğini ortaya koyar.  Bilim, akıl ve deney yoluyla hakikati araştırırken, felsefe aklı...