Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim 12, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KORKUNUN JEOPOLİTİĞİ

KORKUNUN JEOPOLİTİĞİ: TÜRKİYE’DE DÜŞMANLIK KÜLTÜRÜNÜN PSİKOSOSYAL VE FELSEFİ KÖKLERİ (Rekabetten Hasımlığa, Hasımlıktan Kutuplaşmaya Giden Yol ve Hz. İnsan’a Hürmetin Yeniden Keşfi) GİRİŞ Türkiye, tarih boyunca yalnızca bir coğrafya değil, bir medeniyet sınavı olmuştur.  Doğu ile Batı’nın, İslam ile sekülerliğin, gelenek ile modernliğin, yerli ile yabancının arasında duran bu ülke, yeryüzündeki en sert tarihî akımların kesiştiği bir jeopolitik fay hattı üzerinde nefes alır.  Bu durum, onu sürekli bir “tehdit” atmosferinde yaşatmış; toplumun ruhuna, siyasetinin reflekslerine ve kültürel kodlarına derin bir kuşatılmışlık psikolojisi yerleştirmiştir. Bu makalenin temel iddiası şudur: Türkiye’de rekabet kültürü yerine düşmanlık kültürünün hâkim oluşu, yalnızca iç dinamiklerle değil, ülkenin jeopolitik gerçekliği, emperyal manipülasyonlar ve psikososyal kodlar üzerinden şekillenmiş bir süreçtir.  Bu kültür, bireyin kimliğini tehdit üzerine kurduğu; toplumsal hafızanın korkuyla...

Hakikatin Bedeli

Hakikatin Bedeli: Antik Bilgelikten İslam Hikmetine İnsanın Kendini Bulma Serüveni GİRİŞ Hakikat, insanın varlıkla kurduğu en saf ilişki biçimidir. Fakat bu ilişki, her zaman acı, yalnızlık ve direnişle örülmüştür.  Çünkü insan, hakikati aradıkça kendi karanlığıyla, kendi gölgesiyle, kendi sınırlarıyla yüzleşir.  Bu yüzden tarih boyunca bilgelik yolu, kalabalıkların değil, yalnız yürüyenlerin yoludur.  Platon’un mağara alegorisinden Mevlânâ’nın “ney” metaforuna, Herakleitos’un akış felsefesinden İbn Arabi’nin vahdet nazariyesine kadar uzanan çizgi, aslında tek bir hakikati fısıldar: “İnsan, kendi hakikatini aradığı ölçüde insandır.” Antik Yunan düşünürlerinin “bilgelik” kavrayışı ile İslam filozoflarının “hikmet” anlayışı, farklı coğrafyalarda aynı içsel yankının tezahürüdür.  Platon’un idealar dünyasıyla başlayan bu metafizik arayış, Aristoteles’in erdem anlayışında aklın olgunlaşmasıyla devam etmiş; Farabi’nin “erdemli şehir” öğretisiyle toplum düzenine taşınmış, G...

Devlet Yönetimi

Erdemli Şehir ve Erdemli Lider: Farabi’den Marcus Aurelius’a, Hz. Muhammed (s.a.v) ve Dört Halife Modeli Üzerinden Felsefi ve Ahlaki Bir Yönetim İncelemesi Giriş İnsanlık tarihi boyunca devlet, sadece güç ve otoritenin değil; adalet, erdem, hikmet ve faziletin de bir yansıması olarak görülmüştür.  Devletin “erdem” temeli üzerine bina edilip edilmemesi, toplumların ahlaki ve medenî gelişimini belirleyen ana faktörlerden biri olmuştur.  Bu bağlamda İslam filozoflarının “erdemli şehir” (Medînetü’l-Fâzıla) idealiyle Batı filozoflarının “filozof kral” düşüncesi, insanlık tarihinin en yüksek ahlaki yönetim tahayyüllerini temsil eder. Farabi’nin erdemli şehir anlayışı, yönetimi bir bedenin ruhuna benzeterek yöneticiyi toplumun aklı konumuna yerleştirir.  Yani liderin hikmetli, erdemli, ahlaklı ve bilge olması, toplumun dirliği ve sürekliliği için zaruridir.  Aynı şekilde Marcus Aurelius’un Stoacı yönetim anlayışı, yöneticinin tutkularını dizginlemiş, aklın rehberliğinde ada...

Türkiye’deki Siyonist Troller

Dijital Hegemonya ve İsrail’in Küresel Etki Stratejisi: Türkiye Üzerine Bir İnceleme İnsanlık tarihi boyunca güç, yalnızca askerî veya ekonomik alanlarda değil, bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla da tahakküm kurma yeteneğiyle ölçülmüştür. 21. yüzyılda, dijital medya ve sosyal ağlar küresel siyasetin en kritik sahaları hâline gelmiştir. Bu bağlamda, İsrail’in medya ve dijital platformlar üzerindeki stratejik müdahaleleri, yalnızca Orta Doğu değil, aynı zamanda Türkiye gibi jeopolitik öneme sahip ülkeler için de ciddi bir analiz konusu oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı, İsrail’in küresel dijital stratejilerini, Türkiye’deki etkilerini, Kemalist ve seküler gruplarla işbirliklerini ve toplumsal algı üzerindeki sonuçlarını akademik bir perspektifle ortaya koymaktır. İsrail’in Dijital Harici İletişim (Hasbara) Pratikleri, Dijital Stratejileri: Küresel Etki ve Türkiye'ye Yansımalar Önümüzdeki yıllarda “hasbara” diye adlandırılan dış imaj yönetimi faaliyetlerinin diji...

Kimlik Kişilik Kendilik

Kimlikten Kendiliğe: İnsanın Sosyolojik, Psikolojik ve Ontolojik Serüveni Özet "Kimlikten Kendiliğe" başlıklı bu metin, modern insanın aidiyet, kimlik çatışmaları ve yüzeysellik sorununa karşı, kadim "kendini bilme" emrini güncelleyen bir manifesto niteliğindedir.  Kimliği bir hapishane, kişiliği bir maske ve kendiliği ise yegâne özgürlük alanı olarak konumlandırır. İnsanı, "dışsal verilmişlik"ten (kimlik) ve "içsel zorunluluk"tan (kişilik) sıyrılarak kendi "saf varoluşuna" dönmeye çağıran, felsefi açıdan yetkin ve entelektüel derinliğe sahip bir denemedir. İbn Arabî’nin vahdet-i vücud öğretisi, insanı Tanrı’nın aynası olarak tanımlar.¹⁶   Nietzsche’nin üstinsan idealinde ise insan, kendi üzerine köprü kurabilen tek varlıktır.²⁰  Bu köprü, kimlik ve kişilikten kendiliğe geçişin metaforudur.  İnsan, dışsal otoritelerden kurtulup içsel Tanrısallığını keşfeder.  Mevlânâ, hamdım, piştim, yandım formülüyle benzer bir özgürleşmeyi anlatır.  Y...

Kemalizmin Düşünsel Kıskacı

Kemalizmin Düşünsel Kıskacı: Türkiye’de Felsefi Gelişimin Önündeki İdeolojik Engeller Önsöz: Zihnin Zincirleri “Cemiyetin taassubu, cemaatin taassubundan daha gericidir.” Bu söz, Türkiye’nin modernleşme serüveninde sık sık unutulmuş bir hakikati hatırlatır: Taassup, yalnız dinin değil, ideolojinin de karanlık yüzüdür. Ve Türkiye’nin bir asra yaklaşan düşünsel buhranı, aslında bir “izm”in dogmatik gölgesi altında, aklın özgürlük alanının giderek daralmasıyla açıklanabilir. Bugün sorulması gereken soru şudur: Neden Türk toplumu, modernleşme ile birlikte felsefî bir şahsiyet, bir filozof çıkaramamıştır? Cevap, bireyin, düşüncenin ve eleştirinin bir ideolojik modelin kalıplarına sıkıştırılmasıdır. Kemalizm, bir modernleşme projesi olmanın ötesinde, Türkiye’nin felsefi damarlarında bir tıkanma yaratarak; aklı devletle, fikri ideolojiyle, bilimi dogmayla özdeşleştirmiştir. Giriş: Tezin Yönü ve Amacı Bu çalışmanın temel tezi, Kemalizmin Türkiye’nin düşünce, felsefe, kültür, eğitim ve sanat al...

TAASSUPTAN AKLA, AKILDAN İRFANA

TAASSUPTAN AKLA, AKILDAN İRFANA: TÜRKİYE’NİN ÖĞRENME KRİZİ VE MANEVİ YENİDEN DOĞUŞ  Giriş: Cehaletin Yeni Yüzü ve Öğrenmeyi Kaybeden Zihin Alvin Toffler, 21. yüzyılın cahillerinin “okuma yazma bilmeyenler değil, öğrenmeyen, öğrendiği yanlışlardan vazgeçmeyen ve yeniden öğrenmeyenler” olacağını söylerken, aslında modern insanın zihinsel durağanlığını teşhis etmişti.¹  Türkiye bu bilişsel kriz tanımının canlı bir laboratuvarıdır.  Toplumun her katmanında ideolojik at gözlükleri, mezhepsel körlükler, parti aidiyetleri ve cemaat-cemiyet taassupları; aklın yerine aidiyeti, sorgulamanın yerine bağlılığı koymuştur. Hasan Âli Yücel’in “Cemiyetin taassubu, cemaatin taassubundan daha gericidir” sözü, bu tablonun tarihsel özeti gibidir.²  Çünkü artık körleşme yalnız dinî cemaatlerde değil, seküler çevrelerde de aynı ölçüde yaygındır.  Yücel’in “geriliğin yalnız medreseden yetişenlerde değil, Batı’da okuyanlarda da bulunduğu” tespiti, Türkiye aydınlarının günümüzdeki ideolo...