Cumhuriyet Değerleri, Türk-İslam Aydınlanması ve Erdemli Medeniyet İnşası
Özet
Cumhuriyet, insanın tarih boyunca süregelen özgürlük ve eşitlik arayışının siyasal biçimidir.
Cumhuriyet’in anlamı, yalnızca bir yönetim biçimi değil, insanın “özneleşme” sürecidir.
Türk modernleşmesi de, özünde bireyin kuldan yurttaşa dönüşüm hikâyesidir.
Bu dönüşüm, yalnızca politik değil, aynı zamanda ahlaki, hukuki ve metafizik bir süreçtir.
Fakat bu süreçte hem seküler ideolojiler hem de dini cemaat yapıları, farklı yönlerden aynı hataya düşmüştür: insanı “özne” olmaktan çıkarmak.
Seküler ideolojiler bireyi kolektif kimlik içinde eritmiş, dini cemaatler ise bireyin vicdanını otoriteye teslim etmiştir.
Bu yüzden Türkiye’nin modernleşme macerası, Cumhuriyet’in açtığı birey ufkunu koruyacak felsefi derinliğe her zaman muhtaç olmuştur.
Bugün artık açıkça görülmektedir ki, çağımızın temel krizi “birey krizi”dir. Teknolojiyle güçlenmiş ama ahlakla zayıflamış birey, hem toplumu hem devleti hem de doğayı tehdit etmektedir.
Bu kriz, yeni bir “medeniyet paradigması” gerektirir. Bu yeni paradigma, akıl, vicdan, iman ve ahlakı birleştiren Türk-İslam Aydınlanması ile mümkündür.
1. Modernleşme, Laiklik ve Cumhuriyet’in İnsan Tasavvuru
Batı Aydınlanması, bireyi Kilise vesayetinden kurtararak özgürleştirmiş, ancak bu özgürlüğü metafizik zeminden koparmıştır.
Akıl, Tanrı’dan bağımsızlaştırılırken; özgürlük de sorumluluktan soyutlanmıştır.
Bu durum, kısa sürede pozitivizmin, materyalizmin ve sosyal darwinizmin egemenliğine yol açmıştır.
Sonuç, iki dünya savaşında milyonlarca insanın ölümüne, insanlık onurunun çöküşüne varan bir ahlak boşluğudur.
Türk modernleşmesi ise Batı’daki bu krizi görerek, Cumhuriyet’i laiklik temelinde kurmuştur.
Ancak Türkiye’de laiklik, özünde vicdan özgürlüğünü teminat altına alan bir ahlak ilkesi iken, zamanla ideolojik bir biçimcilik içinde daraltılmıştır.
Bu noktada Maturidi aklın teolojik ve hukuki mirası, Cumhuriyet’in felsefi temellerini yeniden derinleştirebilecek bir kaynaktır.
2. Maturidi Akıl: Ahlaki Teoloji ve Hukukun Temeli
Ebu Mansur el-Maturidi’nin geliştirdiği sistem, İslam düşüncesinde akla en geniş alanı tanıyan itikadi yapıdır.
Bu yaklaşım, modern anlamda laikliğin temellerine uygundur: çünkü bireyin vicdanı, hakikatle ilişkisinde özerktir.
Bu özerklik, inancı reddetmek değil, inancı özgür bir iradeyle seçmektir.
Dolayısıyla laiklik, Maturidi düşüncesinde dinsizlik değil, imanın özgürleşmesidir.
Aynı şekilde “hüsn ve kubuh” ilkesi, hukukun kaynağını sadece dini nass değil, aklın evrensel ilkeleri olarak kabul eder.
Bu ilke, insanın ahlaki sorumluluğunu Tanrısal buyruğa indirgemeden tesis eder.
Böylece insanın aklı, sadece bilgi aracı değil, aynı zamanda ahlaki muhakeme organı hâline gelir.
Bu, Cumhuriyet hukukunun temelini oluşturan “kanun önünde eşitlik” ve “aklın rehberliği” prensipleriyle tam bir uyum içindedir.
Maturidi’nin akıl ve adalet merkezli fıkıh anlayışı, hukukun amacı olarak maslahatı (toplumsal yararı) öne çıkarır.
Bu da hukuku dogmatik değil, toplumsal fayda odaklı bir sistem hâline getirir.
Cumhuriyet’in “hukukun üstünlüğü” idealiyle, Maturidi’nin “aklın adaleti” anlayışı arasında böylece ontolojik bir süreklilik kurulur.
Böylece Türk-İslam hikmeti aklı teolojinin kalbine yerleştirdi. İmam Maturidi, Farabi, Ahmet Yesevi ve Mevlana hattı, aklı imanla; hikmeti ilimle; adaleti de aşk ile dengelemiştir.
Bu nedenle Türk-İslam Aydınlanması, ne Selefi Vahhabiliğin katılığını, ne de Şii metafiziğin soyutluğunu taşır. O, “akıl ile aşk”ın, “iman ile özgürlük”ün dengesidir.
Bu denge, insanın yalnız Tanrı ile değil, doğa ile de ilişkisinde tezahür eder. İnsan, Maturidi düşüncesinde “yeryüzünün emanetçisi”dir; doğa, Allah’ın ayetlerinden biridir.
Dolayısıyla çevreye zarar vermek, yalnız ekolojik değil, teolojik bir suçtur. Bu bakış açısı, modern “sürdürülebilirlik” kavramını, ahlaki bir sorumluluk bilinciyle bütünleştirir.
Erdemli birey, bu bütünlüğü koruyan insandır. O, bilgiyle donanmış ama güçle yozlaşmamış, özgür ama sorumlu, üretken ama kanaatkâr bir varlıktır.
3. Cumhuriyet Değerleri ile Türk-İslam Hikmetinin Bütünleşmesi
Cumhuriyet’in laik, demokratik ve özgürlükçü yapısı, bireyin haklarını teminat altına almıştır.
Fakat bu yapı, bireyin iç dünyasını, ahlaki yönünü yeterince inşa edememiştir.
Bu eksiklik, bugün hem siyasette hem toplumsal ilişkilerde gözlemlenen ahlaki yoksunluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türk-İslam medeniyetinin Maturidi çizgisi, bu boşluğu doldurabilir.
Çünkü Maturidi düşüncesi, insanı sadece kullukla değil, akıl ve ahlak sorumluluğu ile tanımlar.
Cumhuriyet, bu sorumluluğu siyasal düzleme taşımıştır; ama felsefi bir temelle desteklendiğinde “erdemli yurttaş” idealine dönüşebilir.
Bu sentez, sekülerlik ile maneviyatı değil, akıl ile iman, birey ile toplum, hukuk ile ahlak arasındaki köprüyü yeniden kurar.
4. Seküler Cemiyetler, Dini Yapılar ve Bireyin Kaybı
Günümüz Türkiye’sinde hem seküler ideolojiler hem de dini cemaatler, farklı görünümler altında aynı hatayı üretmektedir: bireyin yokluğu.
Seküler yapılar bireyi “devletin yurttaşı” olarak şekillendirirken, cemaatler onu “şeyhin müridi”ne dönüştürmektedir.
Her iki durumda da birey, kendi aklıyla karar veren ahlaki özne olmaktan çıkar.
Bu durum, birey yerine kimliklerin, inançlar yerine aidiyetlerin, düşünceler yerine sloganların hâkim olduğu bir toplum doğurur.
Dolayısıyla kutuplaşma, sadece politik bir tercih değil, bireysizliğin sosyolojik sonucudur.
Kimlik siyaseti, bireyin özgür vicdanının zayıflamasıyla beslenir.
Bu nedenle yeni bir “Türk-İslam Aydınlanması”, öncelikle bireyi yeniden özne hâline getirme projesidir.
5. Yeni Türk-İslam Aydınlanması: Erdemli Birey, Toplum ve Devlet
Bu yeni Aydınlanma, Cumhuriyet’in birinci asrındaki kazanımları koruyarak ikinci asrında derinleştirme sürecidir.
Erdemli bir medeniyetin temeli, erdemli bireydir.
Erdemli birey, aklıyla düşünür, vicdanıyla hükmeder, inancıyla merhamet eder.
Bu birey, üretimde adaleti, paylaşımda dengeyi, çevreyle ilişkide emanet bilincini gözetir.
Eğitimde bilgiyi, ahlakla; ekonomide kazancı, helallikle; teknolojide gücü, sorumlulukla birleştirir.
Bu yaklaşım, erdemli bir toplumu doğurur. Erdemli toplum, farklılıkları düşmanlık değil, zenginlik olarak gören toplumdur.
Erdemli devlet ise, bu toplumun ahlaki iradesini temsil eden adil düzendir.
SONUÇ: Cumhuriyet’in İkinci Asrında Yeni Bir Medeniyet Ufku
Cumhuriyet, Türk milletine özgürlük bilincini kazandırdı; şimdi ona ahlaki derinlik kazandırmak gerekiyor.
Bu derinlik, Maturidi hikmetinin ışığında, akıl, vicdan, iman ve adaletin yeniden birleşmesiyle mümkündür.
Türk-İslam Aydınlanması, ne Batı’nın rasyonalizmini körü körüne taklit eder, ne de dogmatik gelenekçiliğe saplanır.
O, çift başlı kartalın bakışıyla hem Doğu’ya hem Batı’ya yönelir; köklerden göklere yükselir.
Bu yükseliş, ne salt bir nostalji ne de soyut bir ütopyadır.
Cumhuriyet’in bireyini, Maturidi’nin aklıyla buluşturan bu sentez, yeni bir erdemli medeniyet ufkunun adıdır.
Giriş
Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, insanın kendi kaderine hükmetme iradesinin siyasi ifadesidir.
O, insanın kuldan yurttaşa, tebaadan bireye dönüşümünün adıdır.
Türk modernleşmesinin özü, insanın kendisiyle, toplumla ve Tanrı’yla kurduğu ilişkinin özgürleşmesidir.
Bu nedenle “Cumhuriyet erdemdir” ifadesi, bir siyasal niteleme değil, bir varlık öğretisidir.
Dünya, teknik ilerleme içinde anlam krizine sürüklenmişken; Türk-İslam düşüncesi, özellikle Maturidi akılcılığı, bu krizden çıkış için bir “medeniyet reçetesi” sunmaktadır.
Zira bu düşünce, aklı inkâr etmeyen iman, vicdanı bastırmayan hukuk ve adaleti zedelemeyen güç anlayışına dayanır.
Cumhuriyet’in laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle birleştiğinde, insanı hem özgür hem sorumlu kılan bir erdemli medeniyet modeli doğar.
Bugün Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, dünya insanlığının içine düştüğü medeniyet krizi, Türk düşüncesi açısından yeniden bir Aydınlanma çağrısına dönüşmüştür.
Batı’nın teknik ilerlemeyle birlikte yaşadığı manevi çöküş, Doğu’nun dogmatik kapanışıyla birleşerek insanın “kendilik bilinci”ni zayıflatmıştır.
Bu nedenle, çağımızın en temel görevi, Cumhuriyet’in insani değerlerini Türk-İslam hikmet geleneğiyle birleştiren yeni bir medeniyet tasavvuru geliştirmektir.
1. Modernleşme, Laiklik ve Aydınlanmanın Krizi
Batı’da Aydınlanma, Kilise’nin otoritesine karşı aklın bağımsızlığını savunarak başladı.
Bu mücadele, bilimi ve hukuku dinsel tahakkümden kurtardı; fakat zamanla Tanrı’yı değil, insanın ruhunu kaybettirdi.
Aklın kutsallaştırıldığı pozitivist modernlik, ahlaki ölçüyü dışladı.
Bu süreçte akıl, Tanrı’nın yerini aldı; din, bireyin özel alanına hapsedildi.
Ancak zamanla bu akıl merkezcilik, pozitivizme ve materyalizme dönüşerek insanın ruhsal derinliğini kuruttu.
Türkiye’de modernleşme süreci, aynı hataya düşmeden, akıl ile maneviyat arasında denge kurma arayışıydı.
Laiklik, Batı’daki gibi Tanrı’yı reddeden değil, dini vicdan özgürlüğüne dönüştüren, inancı tahakkümün aracı olmaktan çıkarıp, vicdan özgürlüğünün alanına taşımayı hedeflediğinde, Maturidi düşüncesinin tarihsel bir uzantısı olur; çünkü Maturidi’ye göre iman, “irade hürriyeti olmadan anlamını yitirir.”
Ancak bugün, hem seküler çevrelerde hem de dini yapılarda aynı sorunun farklı biçimlerini görüyoruz: Bireyin yokluğu. Seküler yapılar, dogmatik ideolojiler üretirken; dini cemaatler, özgür vicdanı kolektif itaate teslim ediyor.
Bu iki uç, birey-toplum-devlet dengesini zedeliyor ve Cumhuriyet’in ahlaki zeminini aşındırıyor.
Bugün hem seküler ideolojilerin hem de dini cemaatlerin ortak sorunu, bireyi “özne” olmaktan çıkarmasıdır.
Oysa Cumhuriyet, bireyi toplumun ve Tanrı’nın karşısında değil, onlarla bilinçli ilişki kurabilen bir varlık olarak konumlandırır.
2. Batı Aydınlanmasının Çöküşü ve Manevi Boşluk
Batı medeniyeti, rasyonel aklın zaferiyle insanın tüm sorunlarını çözebileceğine inandı.
17. yüzyıldan itibaren akıl, bilim ve teknik üzerinden olağanüstü ilerleme kaydetti.
Ancak bu ilerleme, insanı araçsallaştıran bir mekanik medeniyet yarattı.
20. yüzyılın iki dünya savaşı, faşizm, sömürgecilik ve soğuk savaş, bu medeniyetin ahlaki iflasını gözler önüne serdi.
60 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan savaşlar, Batı’nın “ilerleme” mitini yıktı.
İnsanın teknik gücünün, ahlaki çöküşle birleştiğinde nasıl bir yıkıma dönüştüğünü gösterdi.
Bugün Batı toplumu refah içinde yaşasa da manevi boşluk, ahlaki belirsizlik ve çevresel yıkım onun içsel çürümesini hızlandırmaktadır.
Zygmunt Bauman’ın ifadesiyle “modernite sıvılaşmış”, insan tutunacak anlam bağlarını kaybetmiştir.
Dinin yerine konan pozitivist bilim, insanın varlık sorusuna cevap veremedi.
Teknoloji, insanın ruhunu özgürleştirmek yerine, onu tüketim nesnesine dönüştürdü.
Postmodern çağda ise her şeyin anlamı görecelileşirken, hakikat duygusu kayboldu.
3. Maturidi Düşüncesi: Aklın, Hukukun ve Vicdanın Bütünlüğü
Ebu Mansur el-Maturidi (ö. 944), İslam kelam tarihinde aklı merkeze alan en özgün düşünürlerden biridir.
Onun “Hüsn ve Kubuh” (iyi ve kötünün akıl yoluyla bilinebilirliği) öğretisi, hem teolojik hem de hukuki anlamda devrim niteliğindedir.
Bu ilkeye göre insan, iyi ve kötüyü yalnız vahiy aracılığıyla değil, akıl yoluyla da ayırt edebilir.
Ahlakın ölçüsü Tanrı korkusu değil, vicdan ve akıldır.
Böylece insan, Tanrı’nın emirlerine körü körüne itaat eden değil, bilinçli tercihlerle iyiyi seçen bir varlık hâline gelir.
Bu yaklaşım, modern hukuk sistemlerinin temelini oluşturan doğal hukuk ve evrensel etik ilkeleriyle doğrudan paralellik taşır.
Çünkü Maturidi’ye göre, Tanrı adildir ve adalet, insanın aklıyla da kavrayabileceği bir ilkedir.
Bu anlayış, pozitif hukukun ahlaki zeminini kurar. Cumhuriyet’in “hukukun üstünlüğü” ilkesi, bu kelamî mirasın tarihsel yankısıdır.
Maturidi aklı, laikliğin temellerini de güçlendirir.
Çünkü iman, ancak zorlamadan bağımsız vicdan ortamında gerçeklik kazanır.
Böylece teolojik özgürlük, Cumhuriyet’in sağladığı laik sistem içinde yaşayabilir.
Maturidi anlayış, imanı kör teslimiyet değil, akıl ve delil temelli bir bilinç hâli olarak yorumlar.
İslam’ı korku dini olmaktan çıkarıp, sevgi ve hikmet dini hâline getirir.
Bu bakımdan, Türk-İslam Aydınlanması, bir “karşı modernlik” değil, ahlaki modernliktir.
İnsanı merkeze alır, ama insanı Tanrı’nın yerine koymaz.
Cumhuriyet’in laiklik ilkesiyle Maturidi akıl birleştiğinde, ne Batı’nın seküler soğukluğu, ne de Ortadoğu’nun dogmatik karanlığı kalır.
Bu sentez, insanı hem özgür hem sorumlu kılar.
4. Türk-İslam Aydınlanması: Hikmet, Ahlak ve Adalet Dengesi
Türklerin İslam yorumu, hiçbir zaman kör taklit veya katı literalizm olmamıştır.
Fergana’dan Anadolu’ya uzanan Maturidi-Yesevi-Mevlana-Yunus çizgisi, İslam’ı aklın rehberliğinde sevgiyle yoğuran bir manevi geleneğe dönüştürmüştür.
Bu gelenek, şiddeti değil hikmeti, korkuyu değil merhameti, taassubu değil düşünceyi yüceltmiştir.
Bu anlayış, Cumhuriyet’in temel değerleriyle çelişmez; tam tersine, onları ahlaki olarak tamamlar.
Örneğin laiklik, bireyin inanç özgürlüğünü korur; Maturidi anlayışı, o özgürlüğün vicdanî olgunluğunu sağlar.
Hukukun üstünlüğü, toplum düzenini tesis eder; İslam’ın adalet vurgusu, o hukukun etik ruhunu besler.
Cumhuriyet Değerleri – laiklik, hukuk devleti, özgürlük, kadın-erkek eşitliği, toplumsal dayanışma – Türk-İslam kültürünün özündeki adalet, merhamet ve emanet ilkeleriyle çelişmez; aksine onları günceller.
Bu nedenle Cumhuriyet, Batı’dan alınmış bir model değil; Türk tarihinin içinden çıkan bir bilgelik hareketidir.
Selçuklu’nun “adalet dairesi”, Osmanlı’nın “kul hakkı” anlayışı, Cumhuriyet’te “hukukun üstünlüğü” ilkesine dönüşmüştür.
Maturidi’nin “orta yol” (itidal) vurgusu, bireyden devlete, ekonomiden teknolojiye kadar uzanır.
Örneğin: Eğitimde erdem, bilgiyi iktidarın değil, hikmetin hizmetine sunmaktır.
Cumhuriyet’in “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesil hedefi, bu ilkeyle birebir örtüşür.
Aklın özgürleşmesi, ancak ahlakla birleştiğinde anlamlı olur.
5. Cumhuriyet Değerleri ile Türk-İslam Hikmetinin Bütünleşmesi
Türk-İslam geleneğinde ahlak, imanla sınırlı değil, aklın bir işlevidir.
Bu nedenle Cumhuriyet’in laik, demokratik ve hukuk devleti ilkeleri, Maturidi düşünceyle birleştiğinde, bir ahlaki rasyonalizm doğar.
Bu model, ne seküler soğuklukta Tanrı’yı, ne dogmatik baskıda insanı yok eder.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, bu ahlaki sentezi yeniden inşa etmektir:
Aklı özgür, vicdanı açık, kalbi merhametli bireyler; Hukuku adaletle, ekonomiyi paylaşmayla, bilimi hikmetle buluşturan bir devlet düzeni.
Böyle bir sentez, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında hem ulusal hem evrensel düzeyde yeni bir medeniyet ufku açacaktır.
Cumhuriyet, bireyin devlet karşısında değil, devletle birlikte özgürleşmesini hedefler.
Ancak bireyin iç özgürlüğü (ahlak), toplumsal özgürlük (hukuk) ve metafizik özgürlük (inanç) arasında denge kurulmadıkça, bu hedef yarım kalır.
Sonuç: Erdemli Medeniyetin Ufku
Laiklik, dine karşı değil, dinin özgürlüğü içindir. Çünkü zorla dindarlık, ne iman doğurur ne ahlak üretir.
Türk-İslam Aydınlanması, modern bilimin rehberliğinde, İslam’ın hikmet mirasını yeniden yorumlayarak, birey-toplum-devlet dengesini erdem ekseninde kurabilir.
Böylece Cumhuriyet’in değerleri, sadece bir yönetim biçimi değil, insanlık için yeni bir medeniyet modeli hâline gelir.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, sadece bir siyasal sistemin değil, bir medeniyet bilincinin yeniden inşası çağı olmalıdır.
Batı’nın rasyonalizmi ile Doğu’nun mistisizmi arasında sıkışan insanlık, Türk-İslam düşüncesinin denge merkezli yaklaşımına muhtaçtır.
Bu yeni medeniyet, ne Doğu’ya yönelen bir dogmatizm, ne Batı’ya teslim olmuş bir taklitçilik; aksine, köklerden göklere yükselen çift başlı kartal gibi, iki yöne de açık ama kendi ekseninde dik bir medeniyet anlayışı olacaktır.
Cumhuriyet, Türk-İslam bilgelik geleneğiyle birleştiğinde, insanın aklını özgürleştirirken ruhunu da onarır.
Böylece insan, kölelikten kurtulup, erdemli kulluk düzeyine yükselir. Bu da, medeniyetin hakiki anlamıdır.
Cumhuriyet’in ikinci asrı, artık yalnız bir yönetim biçiminin değil, bir ahlak rejiminin yeniden inşası olmalıdır.
Dünya, Batı aklının araçsallaşması ile Doğu dogmatizminin kapanışı arasında sıkışmıştır.
Türk-İslam aklı, bu iki uç arasında denge merkezli bir özgürlük vizyonu sunabilir.
Bu vizyon, bireyin ahlakla özgürleştiği, toplumun adaletle güçlendiği, devletin hukuka sadakatle yüceldiği bir medeniyet idealidir.
Ne yalnız Batı’ya öykünen bir modernlik, ne de yalnız geçmişe kapanan bir muhafazakârlık…
Kökleri mazide, dalları istikbalde olan bir Türk-İslam Aydınlanmasıdır bu.
Cumhuriyet’in değerleriyle beslenen bu yeni medeniyet, insanı kölelikten kurtarır, kulluğu yüceltir, vicdanı özgürleştirir, adaleti merkezine alır.
Böylece insan, hem aklın hem ruhun ışığında erdemli bir varlık hâline gelir.
Vecizeler
Cumhuriyet, insanın aklını özgürleştirir; Türk-İslam hikmeti, kalbini arındırır.
Türk-İslam hikmeti, aklın secdesidir.
İman, korkudan doğarsa köleliktir; bilinçten doğarsa kulluktur.
Laiklik, dinin düşmanı değil, imanın özgürlüğüdür.
Ahlak, bireyin içindeki hukuk; hukuk, toplumun dışındaki ahlaktır.
Hukuk, vicdandan koparsa zulüm; iman, akıldan koparsa hurafe olur.
Eğitim, bilgiyi değil, hikmeti öğretirse medeniyet başlar.
Teknoloji, ahlaktan koparsa canavardır; ahlakla birleşirse hikmettir.
Laiklik, vicdanın özgürlüğü; iman, o özgürlüğün anlamıdır.
Akıl, imanın nuru; iman, aklın istikametidir.
Erdem, özgürlüğün vicdanda kemale ermesidir.
Erdemli insan, doğayı da bir ayet gibi okur.
Akıl, adaletin terazisidir; iman, vicdanın sesidir.
Erdem, insanın kalbinde devletin hukukuna dönüşen ışıktır.
Kökü akılda, meyvesi merhamette olan bir medeniyet, asla çürümez
Ahlak, insanın görünmeyen hukukudur; hukuk, toplumun görünen ahlakıdır.
Devlet, adaleti koruduğu sürece ilahi; adaleti bozduğu anda beşeridir.
Birey özgür değilse, toplum güçlü olamaz; toplum erdemsizse devlet yaşayamaz.
Akıl, insanın yönünü bulur; hikmet, yolunu.
Erdemli yönetim, gücü değil hakkı merkeze alır.
Cumhuriyet, insanın Tanrı karşısında değil, kul karşısında eşitliğidir.
Türk-İslam medeniyeti, kökleri mazide, dalları istikbalde bir bilgelik ağacıdır.
Kaynakça
Maturidi, Ebu Mansur. Kitabü’t-Tevhid. Çev. Bekir Topaloğlu. Ankara: DİB Yayınları, 2002.
İbn Abidin. Reddü’l-Muhtar ala’d-Dürrü’l-Muhtar. Beyrut: Darü’l-Fikr, 1992.
Toprak, Zafer. Türkiye’de Modernleşme ve Laiklik. İstanbul: İletişim, 2020.
Kara, Mustafa. Tasavvuf ve Türk Düşünce Geleneği. İstanbul: Dergâh Yay., 2016.
Hanioğlu, M. Şükrü. Atatürk: An Intellectual Biography. Princeton University Press, 2011.
Saruhan, Fatih. Maturidilik ve Modern Hukuk Düşüncesi. İstanbul: Klasik Yay., 2021.
Yorumlar