Ana içeriğe atla

GAZZE

Küresel Siyasi Dinamikler ve Filistin Meselesi:

MAGA Hareketi, Netanyahu Karşıtlığı, Epstein Dosyası, Avrupa Kamuoyu ve İslam Dünyası Perspektifinden Bir Analiz

1. İsrail’in 2023 sonrasında Gazze’de uyguladığı askeri operasyonlar ve sivillere yönelik saldırılar, uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara yol açmıştır. Bu süreçte yalnızca Orta Doğu değil; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa ve İslam dünyasındaki toplumsal ve siyasi hareketlilik de krizin seyrini etkilemiştir. ABD içindeki MAGA hareketi, Demokrat Parti’deki Netanyahu karşıtları, Epstein dosyasının İsrail bağlantıları, Avrupa’daki Filistin yanlısı toplumsal dalga ve İslam ülkelerindeki halk tepkileri birleştiğinde, İsrail’in Gazze politikasının sürdürülebilirliği sorgulanır hale gelmiştir.

2. Amerika İçindeki Siyasi Çatlaklar: MAGA Hareketi ve Netanyahu Karşıtları

ABD’de uzun yıllar boyunca İsrail lehine iki partili mutlak bir konsensüs hâkimdi. Ancak son dönemde bu tablo değişmektedir. Trump çizgisindeki MAGA (Make America Great Again) hareketi, geleneksel Cumhuriyetçi elitlerin İsrail yanlısı politikalarına mesafe koymakta ve “önce Amerika” sloganıyla Ortadoğu’ya yapılan müdahaleleri gereksiz görmektedir[^1].

Demokrat Parti içinde ise ilerici kanadın etkisiyle İsrail karşıtlığı artmıştır. Bernie Sanders, Alexandria Ocasio-Cortez, Ilhan Omar ve Rashida Tlaib gibi isimler, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarını açıkça “apartheid” ve “soykırım” olarak nitelemektedir[^2]. Bu durum, ABD siyasetinde İsrail lehine olan mutlak desteğin kırılmasına yol açmıştır.

3. Epstein Dosyasının İsrail Üzerindeki Dolaylı Etkileri

Jeffrey Epstein skandalı, yalnızca cinsel istismar ve pedofili suçlamalarıyla değil, aynı zamanda uluslararası siyaset ve istihbarat ilişkileriyle de gündeme gelmiştir. Bazı araştırmalar, Epstein’ın İsrail istihbaratı ile dolaylı bağlantılarına dikkat çekmektedir[^3]. Bu iddiaların kamuoyunda yeniden canlanması, ABD ve Avrupa’daki siyasi elitlerin İsrail ile olan ilişkilerini daha fazla tartışmalı hale getirebilir. Dolayısıyla bu dosya, İsrail’in Batı’daki “dokunulmazlık” statüsünü sarsabilecek potansiyele sahiptir.

4. Avrupa Kamuoyunda Filistin’e Yükselen Destek

Avrupa’da milyonlarca insanın katıldığı Filistin yanlısı gösteriler, hükümetler ile halklar arasında ciddi bir ayrışma yaratmıştır. Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler İsrail’e silah satışına devam ederken; kamuoyu giderek artan şekilde Filistin’in yanında konumlanmaktadır[^4]. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (Lahey) İsrail hakkında açılan soykırım ve savaş suçu davaları, Avrupa toplumlarında Filistin lehine güçlü bir meşruiyet oluşturmuştur.

5. İslam Dünyasında Halkların Tepkisi ve Hükümetlerin Tutumu

İslam dünyasında halklar, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına karşı güçlü bir öfke ve dayanışma göstermektedir. Ancak hükümetler düzeyinde aynı kararlılığı görmek zordur. Türkiye, Katar ve İran dışında çoğu ülke İsrail’e karşı somut yaptırım uygulamamaktadır. Bununla birlikte Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, halklarının tepkisini dengelemek adına zaman zaman söylemsel sertleşmeye gitmektedir[^5]. Dolayısıyla İslam dünyasında hükümetlerin pasifliği, halkların desteğinin küresel etkiyi sınırlı kılmasına neden olmaktadır.

6. Küresel Güç Dengeleri ve İsrail’in Gazze Politikası

Bugün İsrail’in Gazze’deki politikalarının sürmesinin en önemli nedeni, ABD’nin askeri, diplomatik ve ekonomik desteğidir. Ancak ABD içindeki siyasi çatlaklar, Avrupa kamuoyundaki yükselen Filistin yanlısı dalga ve İslam dünyası halklarının tepkisi birleştiğinde, İsrail üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Bu baskı, Tel Aviv’in politikalarını tamamen sona erdirmese de, askeri operasyonların boyutunu ve süresini sınırlandırabilir.

7. Sonuç

MAGA hareketinin “önce Amerika” yaklaşımı, Demokrat Parti’deki ilerici kanadın Netanyahu karşıtlığı, Epstein dosyasının doğrudan ve dolaylı etkileri, Avrupa’daki toplumsal mobilizasyon ve İslam dünyası halklarının öfkesi birleştiğinde, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü politikaların meşruiyeti küresel ölçekte zayıflamaktadır. Ancak bu unsurların birleşimi, İsrail’in soykırım politikalarını tamamen durdurmak için henüz yeterli değildir. Nihai çözüm, Batılı hükümetlerin stratejik politikalarında köklü bir değişime ve İslam dünyası devletlerinin halklarının iradesine kulak vermesine bağlıdır.

Dipnotlar

[^1]: John J. Mearsheimer & Stephen M. Walt, The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy, Farrar, Straus and Giroux, 2007.

[^2]: “Sanders calls Israel’s Gaza war a ‘mass atrocity,’” The Guardian, 15 Mayıs 2024.

[^3]: Whitney Webb, One Nation Under Blackmail: The Sordid Union Between Intelligence and Crime That Gave Rise to Jeffrey Epstein, Vol. 1-2, 2022.

[^4]: “Millions rally for Gaza across Europe,” Al Jazeera, 25 Kasım 2023.

[^5]: Rashid Khalidi, The Hundred Years’ War on Palestine, Metropolitan Books, 2020.

Kaynakça

Khalidi, Rashid. The Hundred Years’ War on Palestine. Metropolitan Books, 2020.

Mearsheimer, John J., & Walt, Stephen M. The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy. Farrar, Straus and Giroux, 2007.

Webb, Whitney. One Nation Under Blackmail. Vol. 1-2, 2022.

“Sanders calls Israel’s Gaza war a ‘mass atrocity,’” The Guardian, 15 Mayıs 2024.

“Millions rally for Gaza across Europe,” Al Jazeera, 25 Kasım 2023.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İslam Düşüncesinde Ruhların Ezelî İttisali

Sesli Özet ➡️https://youtu.be/g472maAPqdI?si=5Gqf-UQptA87fIRZ Bezm-i Elest’ten İlâhî Cezbeye: İslam Düşüncesinde Ruhların Ezelî İttisali Giriş: Aşkın Ontolojik Kökeni ve Metafizik Bir Hatırlayış Olarak Ülfet Beşerî tecrübenin en muammalı ve sarsıcı duraklarından biri olan aşk, insanlık tarihi boyunca yalnızca biyolojik bir dürtü ya da psikolojik bir yönelim olarak kavranmamıştır.  İslam düşünce geleneğinde ve özellikle tasavvuf metafiziğinde aşk, insanın dünyevî sürgününde karşılaştığı transandantal bir hatırlayış ve ruhun kendi ezelî kökenine duyduğu ontolojik bir özlem olarak yorumlanmıştır.  Hikmet ehli, mutasavvıflar ve İslam filozofları, insanlar arasında aniden ortaya çıkan ve rasyonel sebeplerle açıklanamayan derin yakınlığı, ülfeti ve çekimi fiziki dünyanın sınırlarıyla izah etmeyi yetersiz bulmuşlardır.  Bu çekimin kökleri, beden öncesi bir varoluş alanına, yani ruhların henüz cisimler âlemine indirilmeden önce bir arada bulunduğu ezelî hakikate kadar uzanmaktadı...

İdrakin Kapısında

Aynadaki Sonsuzluk: İbn-i Arabi, Kuantum ve Modern Zamanın Sırları İnsanlık, var oluşunu anlamak için binlerce yıldır gökyüzüne bakıyor. Yıldızların titreşiminde kendi kaderini okumaya çalıştı; nehirlerin akışında ruhunun akışını gördü; kalbin derinliklerinde ise Allah’ın izini aradı.  Tasavvuf, bu yolculuğu kalbin aynasında sürdürürken, modern bilim atomların titreşiminde aynı sırrı çözmeye koyuldu. İbn-i Arabi’nin “Her an yeni bir yaratmadadır” dediği yerde, kuantum fiziği “her ölçümde evren yeniden kuruluyor” der.  İki farklı dil, aynı hakikati anlatıyor olabilir mi? 1. Tasavvufî Pencereler: Ayna, Aşk ve Işık İbn-i Arabi: Tecellinin Sonsuzluğu İbn-i Arabi, evreni Allah’ın sürekli tecellisi olarak görür.  Ona göre varlık, bir defalık yaratılmış sabit bir nesne değil, her an yeniden var edilen bir akıştır.  Varlık, Allah’ın kendini görmesi için bir ayna gibidir: “Sen ayna gibisin; suret sende görünür. Sen yok olsan da O’nun sureti kalır.” Burada insan, sadece seyirc...

Bilinç; İndirgemeci Fizikalizmin Epistemolojik Krizi

Sesli Özet ➡️https://youtu.be/rIE8Uwwnfw8?si=2ie94QtXWQoZr6aV İndirgemeci Fizikalizmin Epistemolojik Krizi ve Bilincin Bağlantısal Ontolojisi: Poppercı Bir Bilimsel Metodoloji Denemesi Modern bilimsel düşünce, on yedinci yüzyıldan itibaren doğayı anlama çabasında muazzam bir ivme kazanmıştır.  Bu ivmenin temelinde yatan fizikalist ve materyalist indirgemecilik, karmaşık fenomenleri daha basit yapı taşlarına ayırarak açıklama metodolojisi üzerine inşa edilmiştir.  Ancak bu metodolojik başarı, beraberinde ontolojik bir darlığı da getirmiştir: "Gerçek olan yalnızca maddedir ve maddeye indirgenemeyen her şey illüzyondur."  Bu yaklaşım, özellikle bilinç, zihin ve geleneksel literatürde "ruh" olarak adlandırılan öznel deneyim alanlarını bilimin dışına itme veya onları salt nörokimyasal süreçlerin pasif bir yan ürününe indirgeme eğilimindedir.  Oysa bilimsel metodolojinin kendisi, Karl Popper'ın da vurguladığı üzere, dogmatik bir kapalılığı değil, sürekli bir eleştirel...