Sesli Özet ➡️https://youtu.be/qObVyYyDonA?si=MlIuF4qdcJxHgO0O
TÜRKÇENİN FELSEFÎ DİNAMİĞİ: ALFABE DEĞİŞİMİNDEN KAVRAMSAL SÜREKLİLİĞE
Giriş: Problematiğin Epistemolojik Çerçevesi
Merkezi problem, 1928 Alfabe Devrimi ve müteakip Dil Devrimi süreçlerinin, dilin kavramsal sürekliliği ve soyut düşünceyi ifade etme yeteneği üzerindeki etkisidir.
Analiz, tarihsel siyasi motivasyonlardan hareketle, dilin güncel dilbilimsel potansiyeli (imkân) ile fiili felsefi geleneği (edimsellik) arasındaki gerilime odaklanmaktadır.
Dil, Kültür ve Düşünce İlişkisinin Tanımlanması Felsefi düşüncenin temel önkabulü, dilin basit bir iletişim aracının ötesinde, bir zihniyet, dünya görüşü ve algılama biçimi olduğudur.
Bir dil, kendisini konuşan ve işleyen halkların varlığa, insana ve dünyaya bakış açısını yansıtır.
Dolayısıyla, bir felsefi dil, herhangi bir dilin gramerinden veya biyolojik kökeninden ziyade, o dilin varlık, zaman ve insan anlayışını yansıtan bir kültür birikimi olarak ortaya çıkar.
Bir dildeki en büyük felsefî zenginlik, o dilde din, bilim, felsefe ve sanat eserleri yoluyla köklü bir kavramsal yapının oluşmuş olmasıyla ölçülür.
Bu bağlamda merkezi tez şudur: Türkçenin felsefe yapma potansiyeli yapısal olarak güçlü ve yeterli olmasına rağmen, siyasi ve kültürel müdahaleler sonucu yaşanan kavramsal süreklilik kesintisi (özellikle Osmanlıcadan kopuş), felsefi geleneğin canlılığını ve derinliğini önemli ölçüde zayıflatmıştır.
"Felsefe Yapma Kudreti" Kavramının Açımlanması
Felsefe yapma kudreti, sadece yabancı dillerde yazılmış metinleri başarılı bir şekilde çevirme yeteneği ile sınırlı değildir.
Asıl anlamı, bir dilin, kendi kültürel ve tarihsel birikimi üzerinden özgün felsefeler üretebilme kapasitesidir.
Bir dilin bu kapasiteye erişebilmesi için, kendisiyle özgün eserler üretilmiş olması ve bu eserlerin kavramsal yapıyı sürekli olarak zenginleştirmesi gerekir.
İlgili Kaynakların Tanıtılması ve Metodoloji
Bu çalışma, Cumhuriyet döneminin ilk felsefe hocalarından olan ve Türkçe’nin felsefe dili olarak yaratılması için büyük çabalar harcayan Macit Gökberk’in ve Bedia Akarsu’nun çalışmalarına atıfta bulunarak, dilin inşasına dair tarihsel motivasyonları incelemektedir.
Ayrıca, güncel dilbilimsel potansiyel üzerine yapılan analizler ile kavram kurtarma ve kültürel süreklilik sağlama amacını taşıyan güncel eğitim projeleri (Osmanlıca eğitimi) karşılaştırılarak, tarihsel kopuşun bugüne yansımaları değerlendirilmektedir.
I. Dil Devrimi: Tarihsel Kırılma, Kimlik İnşası ve Siyasal Ontoloji Devrimin Arka Planı:
Yeni İnsan ve Yeni Evren Yorumu Türk Dil Devrimi, 20. yüzyılın başlarında Türkiye'de gerçekleştirilen en köklü reformlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Bu devrim, sadece dilin kelime dağarcığını veya gramerini düzeltme amacını aşmış; Fransız Devrimi’nden başlayarak dünyada gelişen ve insanın ve evrenin yeni bir yorumu olarak değerlendirilen köklü bir değişim eğiliminin doğrudan yansıması olarak ortaya çıkmıştır.
Yeni siyasal kültürün ve yeni hayat tarzının yerleşebilmesi ve yaşayabilmesi için dilde değişiklik yapılması gereği duyulmuştur.
Bu durum, dil konusunu alfabe değiştirmenin ötesine taşıyarak, kimlik değiştirme olgusuyla iç içe geçirmiştir.
Bu radikal değişim, ulusun varoluşsal temelini (ontolojisini) yeniden tanımlama çabasını simgelemiştir.
Eski dil (Osmanlı Türkçesi), eski medeniyetin, siyasal yapının ve toplumsal düzenin taşıyıcısı olarak görüldüğünden, yeni, Batılılaşma odaklı kimliğin inşası için zorunlu bir kavramsal yıkım gerçekleştirilmiştir.
Dil, bu bağlamda, siyasal ve kültürel bir mühendislik aracı olarak kullanılmıştır.
Alfabe Değişimi ve İletişimsel Şeddin Yıkılması Alfabe Devrimi'nin temel stratejik hedeflerinden biri, Türkiye ile dünyanın diğer kısımları arasında Arap alfabesinin yükselttiği şeddin yıkılması olmuştur.
Bu hedef, açıkça Batı medeniyetine yönelme arzusunu ve İslam dünyasından sembolik ve kavramsal bir kopuşu ifade etmiştir.
Bu siyasi kopuşun felsefi sonuçları derindir.
Arapça ve Farsça kökenli kavramlar, yüzyıllardır İslami, Antik Yunan ve İran felsefelerinin temel taşıyıcıları olmuştur.
Bu kavramların tasfiyesi veya yeni, genellikle sığ karşılıklarla değiştirilmesi, kavramsal mirasın erişilebilirliğini kitleler nezdinde sıfırlamıştır.
Sonuç olarak, felsefe yapma kudretinin önemli bir bileşeni olan tarihsel kavramsal miras ile bağlar, siyasi bir iradeyle koparılmıştır.
Dil Devriminin Medya ve Kamuoyu Üzerindeki Rolü Gerçekleştirilen köklü değişikliklerin toplumda tutundurulması süreci, merkezi bir çabayla yönetilmiştir.
Özellikle kamuoyu liderleri ve onlar aracılığıyla halka ulaşmak üzere yönlendirilen medya, dil devrimini tutundurma çabasında ağırlıklı bir işlev görmüştür.
Bu durum, yeni dilin doğal yollarla ve organik bir süreçle yerleşmek yerine, tepeden inme ve merkezi bir otorite (Türk Dil Kurumu, TDK) tarafından dayatıldığını göstermektedir.
Felsefi dilin organik ve derinlikli gelişimi yerine, siyasi bir irade ile kurulması çabası, dilin kavramsal derinlik kazanma hızını düşürmüş ve toplumun kavramsal mirasına olan yabancılaşmasını artırmıştır.
Her ne kadar felsefi dilin kurulan bir dil olduğu tezi mevcut olsa da , kurma yönteminin niteliği, dilin derinliğini zamanla kazanma yeteneği üzerinde belirleyici olmuştur.
II. Kavramsal Mirasın Yapısı: Osmanlı Türkçesi ve Felsefi Derinlik
Osmanlıca'nın Bir İlim ve Felsefe Dili Olarak İşlevi Tasfiye süreçlerinden önce kullanılan Osmanlı Türkçesi, sadece Türkçe köklerden ibaret değildi; üç büyük medeniyet havzasının (Türkçe, Arapça, Farsça) kavram setlerini ustalıkla sentezlemiş, zengin ve çok katmanlı bir kavram seti sunuyordu.
Bu dil, yüzyıllar boyunca din, bilim, felsefe ve sanat eserlerinin üretimine olanak sağlayarak, kendine özgü, derin bir kavramsal yapı ortaya çıkarmıştı. Bu kavramsal birikim, felsefi düşünce için gerekli olan soyutlama ve incelikli ayrım yapma yeteneğini sağlıyordu.
Kavramsal Kökenler ve Soyutlama Kapasitesi Özellikle felsefe, mantık, kelam ve tasavvuf alanlarında kullanılan Arapça ve Farsça kökenli kavramlar (örneğin varlık, cevher, mana, hakikat, aşk gibi temel ontolojik ve metafizik terimler), tarih boyunca birikmiş yoğun bir semantik yüke sahipti.
Bu kavramlar, sadece birer kelime değil, aynı zamanda belirli felsefi akımların ve tartışmaların izlerini taşıyan kültürel hafıza katmanlarıydı.
Köklü bir felsefi kavramın, saf bir Türkçe karşılıkla değiştirilmesi, kavramın tarih boyunca biriktirdiği anlam katmanlarının ve çağrışım ağının kaybolmasına neden olur.
Felsefi derinlik, tam da bu semantik katmanlar ve tarihsel referanslar üzerinden kurulmaktadır. Tasfiye hareketi, bu tarihsel derinliği sığlaştırma riski taşımıştır.
Bu semantik kayıp, Türkçede felsefi tartışmaların köklü bir geçmişe dayandırılarak ilerletilmesini zorlaştırmıştır.
Tasfiyenin Kavramsal Eşdeğerlilik Sorunu Tasfiye edilen kavramların yerine hızla getirilen yeni sözcüklerin, orijinal metinlerdeki kavramsal nüansları ne ölçüde taşıyabildiği, felsefi dilin en önemli sorunlarından biri olarak kalmıştır.
Felsefe tarihinde çeviri felsefesi, kavramların bir dilden diğerine aktarımındaki zorluklarla ve potansiyel anlam kaymalarıyla doludur.
Dil Devrimi sırasında yapılan kitlesel kavram transferi/ikamesi, yeni sözcüklerin orijinal kavramların semantik ağırlığını taşımakta yetersiz kalmasına yol açmıştır.
Dilin, biyolojiden çok zihniyet, fizikten çok ruh, dıştan çok iç olduğu kabul edildiğinde , dilin zorla değiştirilmesi, o dilin taşıdığı kolektif ruhu ve tarihsel bağlamı da değiştirir.
Bu durum, önceki yüzyıllarda üretilmiş düşünce eserlerine (kavramsal birikime) erişimin kesilmesi anlamına gelmiştir.
Yeni nesillerin felsefi geleneğe doğrudan erişiminin engellenmesi, ileride tartışılacak olan gelenek sorununun temelini oluşturmuştur.
III. Türkçenin Felsefe Dili Olarak Potansiyeli ve Yapısal İmkanları
Türkçenin felsefi derinliğinin zayıflaması eleştirisine rağmen, dilin kendi yapısal özelliklerinin felsefe yapmaya dair önemli potansiyeller taşıdığı kabul edilmelidir.
Zayıflık, yapısal değil, dışsal bir müdahalenin sonucu olarak görülmelidir.
Dil-Gerçeklik Örtüşmesi Tezi ve Türkçenin Mantığı Türkçenin yapısının, gerçekliğin düzeninden kendi mantığını aldığı ve dilin doğası ile gerçekliğin doğası arasında yüksek düzeyde bir uygunluk, bir örtüşme bulunduğu güçlü bir argüman olarak öne sürülmektedir.
Bu durum, Türkçenin soyut kavrayış düzeyini destekleyen metafizik ve dinî unsurları barındırmasına rağmen, temelini her zaman somut bir gerçeklik zemini içinde bulduğunu ifade eder.
Dede Korkut hikâyelerinden Deli Dumrul örneği, Türkçenin zihniyet yapısına işaret eden, gerçekçi özellikler taşır.
Bu hikâyede, kişinin kendi ölümü sorunu, çağdaş felsefede olduğu gibi derin bir problematik oluşturur.
Bu noktada, dil ve gerçeklik bağıntısının çok somut ve ham bir varoluş gerçekliğinden birden derin bir metafizik algılama biçimine, ancak gerçeklik duygusunu tahrif etmeden geçişine tanık olunur.
Bu geçiş yeteneği, Türkçenin sentetik düşünme kapasitesine işaret eder ve kendisi ile varlığın ve gerçekliğin doğası üzerine konuşulabilecek yetkin bir dil olduğunu gösterir.
Türkçenin Soyutlama Gücü: Şiir ve Metafizik Bağlam
Bir dilin felsefî düşünme gücü, o dilin düşünce ve edebiyat geleneğinde, toplumsal yaşam tarzında ortaya çıkar.
Türkçenin en büyük imkânlarından biri, güçlü bir şiir dili olarak gelişmesi, incelmesi ve ifade gücü kazanmasıdır.
Şiir dili geleneği, felsefe için elzem olan soyutlamayı, sembolik yoğunluğu ve anlam derinliğini sağlamaktadır.
Kelimelerin tarihleri, içerikleri ve anlam durumları, edebiyat ve düşünce eserlerinde ortaya çıkar.
Ayrıca, Türkçenin içinde bulunan zengin sözlü gelenek unsurları, yoğunlaşmış tecrübenin ifadeleri olarak büyük bir zenginlik taşır.
Bütün bu birikimler sonucunda, Türkçe, varlık, bilgi, zaman ve insan anlayışı konusundaki birikimi ile felsefe için sağlam bir kavramsal zemin oluşturur.
Gramatik Esneklik ve Modüler Yapı (Ömer Naci Soykan Perspektifi)
Türkçenin felsefe yapmaya uygunluğuna dair en güçlü yapısal kanıtlardan biri, Ömer Naci Soykan’ın işaret ettiği dilin kendine özgü, matematiksel ve mantıksal yapısıdır.
Türkçenin yapısı, cümledeki öğelerin yerini değiştirmeye izin veren bir esnekliğe sahiptir.
Özne başa ya da sona, tümleç ortaya ya da sona alınsa bile anlamın değişmediği ve cümlenin her defasında anlaşılabilir olduğu belirtilir.
Soykan, Türkçenin bu "modüler dil" olma özelliğine dikkat çekmiş ve bir felsefi cümlenin teorik olarak 120 farklı şekilde kurulabileceğini göstermiştir.
Bu yapısal esneklik, Batı dillerindeki sabit dizilimli (özne-yüklem-tümleç) felsefi cümlelere kıyasla, farklı vurgu ve anlam katmanlarını yaratmada teorik bir üstünlük sağlar.
Bu, Türkçenin felsefe yapmak için doğuştan elverişli olduğunu gösteren en güçlü dilbilimsel kanıttır.
IV. Felsefi Derinliğin Zayıflaması Tezi Üzerine Eleştirel Bir Analiz
Zayıflamanın Kaynağı Olarak Gelenek Sorunu (Performans Açığı) Yapısal analiz, Türkçenin felsefi ifade imkânları açısından yeterli olduğunu ortaya koymaktadır;
öyle ki, bir dil, Aristoteles'i, Platon'u, Kant'ı, Heidegger'i kendi ifade imkânları arasına katabilmişse, kendisiyle özgün felsefeler de yapılabilecek bir dildir.
Ancak bu yapısal yeterliliğe rağmen felsefi derinliğin zayıflamış olduğu algısı, dildeki potansiyel ile edimsellik arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır.
Asıl sorun, Türkçede felsefe yapma geleneğinin canlı olmaması, yani bu yönde hayatiyeti olan bir kültür ve birikimin sağlanamamasıdır.
Dilin en büyük sorunu, ifade imkânlarındaki eksiklik ve sınırlılık değil, bu imkânları arayacak, deneyecek, kullanacak ve geliştirecek yaratıcı çabalardan yoksun oluşudur.
Hiçbir dil kendiliğinden felsefî bir dil hâline gelmez; felsefî dil kurulan, oluşturulan, yapılan bir dil olup, bu özelliğini kendisiyle yapılan felsefelerden kazanır.
Macit Gökberk ve Yeni Felsefe Dilini Yaratma Çabaları (Tasfiye ve İnşa) Cumhuriyet kuşağının ilk felsefe hocalarından olan Macit Gökberk, felsefi tavır olarak Aydınlanma ve Batılılaşma yanlısı kabul edilmekle birlikte, ülkemizde felsefenin tarihsel ve kültürel bağlamla ele alınmasına öncülük etmiştir.
Gökberk, bir kültür öğesi olarak dilin önemini vurgulamış ve Türkçe'nin bir felsefe dili olarak yaratılması ve yabancı öğelerden arındırılması için Türk Dil Kurumu bünyesinde yoğun çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Gökberk’in kendi tarihimizden hareketle kimliğimizi kavramanın dil ile olanaklı olduğunu düşünmesi, bu dil inşasının sadece teknik değil, aynı zamanda kültürel kimlik hedefi taşıdığını gösterir.
Bu arındırma çabaları, bir yandan Türkçenin yapısal ifade gücünü (gerekli zenginliği) desteklerken, diğer yandan geçmişten gelen Osmanlıca kavramsal mirasa erişimi kısıtlayarak gelenek sorununu derinleştirmiştir.
Bu durum, yeni bir felsefi dilin inşasının bedeli olarak kabul edilebilecek, kaçınılmaz bir kazanım-kayıp denklemidir.
Kavramsal Kesintinin Felsefi Üretim Hızı ve Niteliği Üzerindeki Etkisi Dil Devrimi ve kavram tasfiyesi süreçleri, Türk felsefecilerini uzun yıllar boyunca Batı metinlerini anlama, yeniden yorumlama ve onlara karşılık bulma çabasına hapsetmiştir.
Özgün felsefi üretim için harcanacak entelektüel enerji, büyük ölçüde terminoloji inşaatına kaydırılmıştır.
Bu durum, felsefi derinliğin zayıflaması algısını yaratan zincirleme bir neden-sonuç ilişkisini ortaya koyar: Birinci aşamada siyasal kopuş (Alfabe Değişimi) gerçekleşir; bu durum, ikinci aşamada kavramsal mirasın kitlelerden ve akademiden kopmasına neden olur.
Üçüncü aşamada, kavramsal mirasın erişilemez hale gelmesi, felsefe yapma geleneğinin (edimselliğin) zayıflamasına ve Gelenek Sorununa yol açar.
Nihayetinde, bu durum, Türkçe felsefi derinliğin zayıflamış olduğu yönündeki algıyı güçlendirir.
V. Güncel Gelişmeler ve Kültürel Süreklilik Arayışları Osmanlı Türkçesi Eğitiminin Yeniden İhyası (Kavram Kurtarma Operasyonu)
Son yıllarda, kavramsal sürekliliği yeniden tesis etmeye yönelik akademik çabalar gözlemlenmektedir.
Mardin Artuklu Üniversitesi gibi kurumlarda TÜBİTAK tarafından desteklenen Osmanlıcayla Tarihe Yolculuk başlıklı projeler bu çabalara örnek teşkil etmektedir.
Bu projelerin temel amacı, Osmanlı Türkçesiyle yazılmış tarihi ve edebî metinleri (örneğin Tevârîh-i Âl-i Osmân, Koçi Bey Risâlesi, Şer’iyye Sicilleri, mesnevîler ve gazel örnekleri) akademik düzeyde okuma ve yazma eğitimi vermektir.
Programa Türkiye'nin farklı üniversitelerinde eğitim gören lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin katılması, bu akademik hafızanın geri kazanımı operasyonunun ulusal düzeyde bir ilgi gördüğünü ortaya koymaktadır.
Bu tür çabalar, genç akademisyenlerin Osmanlıca metinlere doğrudan erişimini sağlayarak, gelenek sorununu aşmaya ve dilin kayıp kavramsal derinliğini geri kazanmaya yönelik kritik bir adım teşkil etmektedir.
Bu girişimler, Macit Gökberk’in tasfiye çabalarının yarattığı kesintiyi onarma ve kavramsal mirası tekrar ana akım akademik tartışmaya dahil etme girişimi olarak değerlendirilmelidir.
Türkçe Felsefe Terminolojisi Üretme Çabaları Macit Gökberk ve Bedia Akarsu’nun (TDK Yayınları) başlattığı terim standardizasyonu ve felsefe dili inşa etme çabaları , günümüzde de sürmektedir.
Bu süreçte karşılaşılan temel ikilem, yeni nesil felsefi terimlerin oluşturulmasında Öz Türkçe kökene mutlak sadakat mi gösterileceği, yoksa uluslararası felsefe camiasında kabul görmüş (çoğunlukla Latince/Grekçe kökenli) terimlerin uyarlanmasına mı öncelik verileceğidir.
Felsefi derinliğin sağlanması için, terminolojinin hem geçmişle bağ kurabilmesi hem de uluslararası literatürle diyalog kurabilmesi gerekmektedir.
Yeni terminoloji oluşturulurken, Türkçenin mantıksal ve modüler yapısının sunduğu imkânların (Section III.3) kullanılması, özgün ve tutarlı bir felsefe dili yaratma potansiyelini artıracaktır.
Çokkültürlü Dil Olarak Türkçe ve Gelecek Vizyonu Türkçenin felsefe dili olarak geleceği, onun etnik bir tanımla sınırlı kalmayıp, bir kültür dili olarak kapsayıcı bir rol üstlenmesine bağlıdır.
Türkçe, İngilizcenin, Fransızcanın ya da Almancanın olduğu gibi, köken olarak Türk olmayan kişilerin de kullanıp kendisiyle düşünce ve sanat eserleri üretebileceği bir kültür dili potansiyeli taşır.
Bu kapsayıcı bakış açısı ışığında, Türk felsefesi ifadesinin biyolojik veya etnik bir unsurda değil, Türkçe felsefe ifadesiyle özdeşleşen kültür dilinde temellendirilmesi gerekmektedir.
Türkçenin felsefe dili olarak nihai başarısı ve derinliği, yalnızca Batı felsefesini çevirme yeteneğiyle değil, Yusuf Has Hacib ve Yunus Emre örneklerinde olduğu gibi, özgün çabalarla kendi kavramsal birikimini yaratma kudretiyle ölçülecektir.
Sonuç ve Felsefe Yapma Kudretinin Geleceği Bulguların Özeti ve Merkezi Tezin Tekrar Değerlendirilmesi
Yapılan analizler, Türkçenin felsefe yapma kudretinin zayıflaması algısının kaynağının intrinsic (içsel, yapısal) değil, extrinsic (dışsal, siyasi ve kültürel kesintiye bağlı) olduğu sonucunu teyit etmektedir.
Türkçenin dilbilgisel yapısı, mantıksal ve modüler özellikleri sayesinde felsefi ifade için son derece elverişlidir.
Ancak, siyasal kimlik inşası amacıyla gerçekleştirilen Alfabe ve Dil Devrimleri, köklü kavramsal mirasın erişimini kısıtlayarak gelenek sorunu yaratmış, bu da dilin potansiyelini edimselliğe dönüştürme hızını düşürmüştür.
Zayıflamanın temel kaynağı, kavramsal birikimin ve geleneğin canlılığının yitirilmesidir.
Kavramsal Süreklilik İçin Yapısal Öneriler Türkçenin felsefi derinliğini yeniden kazanması için, hafızanın geri kazanımı büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda:
1. Osmanlıca metinlere akademik erişimin (güncel projeler gibi ), sadece tarih ve edebiyat bölümleri için değil, felsefe bölümleri için de zorunlu hale getirilmesi gerekmektedir.
Felsefe tarihi çalışmalarının, tasfiye öncesi kavramsal zenginliği doğrudan kaynaklardan okuyabilme yeteneği üzerine inşa edilmesi esastır.
2. Yeni nesil felsefecilerin, dilin modüler ve mantıksal yapısını kullanarak, Batı kavramlarının taklitlerinden ziyade, Türkçe köklerden ve mevcut birikimden yola çıkarak özgün terminoloji üretimine yönlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de Felsefenin Geleceği: Kudretin Edimselliğe Dönüşümü Felsefe yapma kudretinin, yalnızca yaratıcı çabalarla ve entelektüel gelenekle inşa edilebileceği gerçeği göz önüne alındığında , Türkiye’de felsefenin geleceği, kavramsal kesintiyi telafi etme ve özgün üretimi teşvik etme yeteneğine bağlıdır.
Dilin felsefi derinliğini yeniden kazanması, kültürel kimliğin ve sürekliliğin kritik bir parçasıdır.
Bu, Türkçenin, kendi varlık, bilgi ve zaman anlayışı konularındaki birikimini kullanarak, küresel felsefe sahnesine özgün katkılar sunabilme hedefine ulaşmasını sağlayacaktır.
Yapılan değerlendirmeler, Türkçenin felsefî ifade gücünün zayıflamadığını; yalnızca tarihsel sürekliliğinin kesintiye uğradığını göstermektedir.
Alfabe ve Dil Devrimleri, dilin yapısını değil, tarihsel bağlamını değiştirmiştir.
Türkçenin grameri, mantıksal düzeni ve modüler yapısı, soyut düşünme için gerekli tüm araçlara sahiptir.
Asıl mesele, bu potansiyelin yeniden etkinleştirilmesidir.
Türkçede felsefe yapma kudreti, dilin yapısında zaten mevcuttur; fakat bu kudretin fiil hâline gelmesi, gelenek ve üretimle mümkündür.
Kavramsal sürekliliğin yeniden kurulması, dilin metafizik derinliğini canlandıracaktır.
Türkçe, kendi metafizik ufkunu yeniden keşfettiğinde, yalnızca bir ulusun dili değil, evrensel düşüncenin yeni bir kaynağı olabilir.
Felsefî kudret, kelimelerin kökeninde değil, o kelimelerle kurulan düşünce cesaretindedir.
Bu nedenle Türkçenin geleceği, geçmişteki kopuşları onaracak bilinçli bir yeniden inşa sürecine bağlıdır.
Dildeki yaralar, düşünceyle kapanır.
Türkçenin felsefî potansiyeli, geçmişin hafızasını geleceğin bilincine dönüştürebilecek bir kudrete sahiptir.
Kaynakça
Altınal Özerkan, Ş. (2002). Türkiye'de Dil Devrimi ve Günümüze Yansımaları.
Connectist: Istanbul University Journal of Communication Sciences, 0(14), 49-76.
Anonim. (2018). Bir Felsefe Dili Olarak Türkçenin İmkanları.
Yayınlanmamış akademik metin, Yıldız Teknik Üniversitesi.
Akarsu, B. (1983). Felsefe Dili Olarak Türkçe.
Macit Gökberk Armağanı, TDK Yayınları, s. 49, Ankara.
T.C. Mardin Artuklu Üniversitesi. (2023).
TÜBİTAK-BİDEB Destekli "Osmanlıcayla Tarihe Yolculuk" Başlıklı Projemizde Osmanlıca Şöleni. Erişim adresi:
https://www.artuklu.edu.tr/tr/turk-dili-ve-edebiyati/haberler/tubitak-bideb-destekli-osmanlicayla-tarihe-yolculuk-baslikli-projemizde-osmanlica-soleni Alıntılanan çalışmalar
1. Bir Felsefe Dili Olarak Türkçenin İMKÂNLARI ÜZERİNE ... - AVESİS,
https://avesis.yildiz.edu.tr/yayin/b1ef4c21-5124-4a78-b9a3-6a14511b95a3/bir-felsefe-dili-olarak-turkcenin-imkanlari/document.pdf
2. Macit Gökberk felsefesinin ana çizgileri - TRDizin,
https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/108839/macit-gokberk-felsefesinin-ana-cizgileri
3. TÜBİTAK-BİDEB ... - T.C. MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ,
https://www.artuklu.edu.tr/tr/turk-dili-ve-edebiyati/haberler/tubitak-bideb-destekli-osmanlicayla-tarihe-yolculuk-baslikli-projemizde-osmanlica-soleni
4. Türkiye'de Dil Devrimi ve Günümüze Yansımaları,
https://iupress.istanbul.edu.tr/journal/connectist/article/lhistorique-de-la-revolution-lingustique-en-turquie-et-son-evolution-dans-le-temps?id=824002
Yorumlar