Ana içeriğe atla

Türkiye’de Felsefenin Gelişimi

Sesli Özet ➡️  https://youtu.be/bB8-X8Wn1IQ?si=DvWIREO8SoktJ9Q4


Türkiye’de Felsefenin Gelişimini Engelleyen Unsurlar ve Yerli Felsefe İnşasının Zorunluluğu

Giriş


Türkiye’de Felsefe: Zihinsel Kopuş, Ontolojik İhtiyaç ve Yerli Felsefe İnşasının Zorunluluğu 


Felsefe, bir medeniyetin kendi varlığı, bilgisi ve değerleri üzerine düşünebilme yeteneğinin kurumsal ifadesidir. 


Türkiye’de ise felsefe, modernleşme ve kültürel kırılmalar neticesinde süreklilik kazanamamış; düşünce üretimi yerini taklide, hikmet ise ideolojik polemiklere bırakmıştır. 


Teoman Duralı’nın ifadesiyle, Türk düşüncesi “medeniyet köklerini kaybetmiş bir toplumun zihinsel kopuşu”nun sancılarını yaşamaktadır¹. 



I. Epistemolojik Kırılma ve Dilin Çöküşü: 


Kavram ve Mana Kaybı Türkiye’de felsefi düşüncenin önündeki en köklü engel, bilginin aktarıldığı ve üretildiği kavramsal zeminin zedelenmesiyle ilgilidir. 


A. Kavramsal Kopuş ve Felsefenin Öz Kaybı (Duralı ve Cündioğlu) Teoman Duralı, Tanzimat’tan itibaren Batı pozitivizmi ve seküler aklın, Türk düşüncesini kendi tarihsel köklerinden kopardığını ve bu kopuşun yalnızca bilgi düzeyinde değil, kavram düzeyinde de yaşandığını ileri sürer². 


Felsefenin "bir kavramlar diliyle düşünmeyi" gerektirdiğini belirten Duralı, dil devrimleri ve kültürel kesintilerle kendi kavram atlasını kaybeden Türk düşüncesini, “medeniyetin ruhu ile bağını yitirmiş bir soyut bilgi dalı” hâline gelmekle eleştirir³. 


Duralı ayrıca, dinin felsefileşerek argümantasyona yönelmesi veya felsefe/bilimin dogmatikleşerek “dini hale gelmesi” durumunda her iki alanın da hakikate ulaşma kapasitesini kaybedeceğine dikkat çeker⁴. 


Bu tespiti destekleyen Dücane Cündioğlu ise, felsefenin gelişememesini doğrudan “dilsel sürekliliğin bozulması”na bağlar⁵. 


Ona göre, düşüncenin taşıyıcısı olan dilin anlam haritasının parçalanmasıyla, düşünce, kelimelerin yüzeyinde kalmış; kelimelerin kök manalarıyla kurulan derin kavrayış alanı yitirilmiştir⁶. 


Cündioğlu, felsefeyi bir “bilme biçimi”nden ziyade, bir “anlama adabı” olarak görerek, krizin mana eksikliği olduğunu vurgular. 


B. Düşünme Dili Olarak Türkçe ve Akademik Taklitçilik (Sinanoğlu) 


Oktay Sinanoğlu, felsefe ve bilimin kopukluğunu en sert biçimde eleştirerek, Türk üniversitelerinin “düşünen değil, taklit eden beyinler” yetiştirdiğini savunur⁷. 


Sinanoğlu, bilim felsefesi temelinden yoksun akademik ortamın, bilimi sadece “mekanik bir bilgi aktarımı” hâline getirdiğini belirtir. 


Ancak bu durumun, Türkçe’nin yetersizliğinden kaynaklanmadığını vurgular. 


Aksine, Türkçe’nin Hint-Avrupa ve Sami-Hami gibi ana dil grupları gibi, Ural-Altay Dilleri anadil grubunun temel dili olduğunu ve modern tekniğe ve bilime yetmeyecek iç yapısı zayıf bir dil olmadığını gösterir⁸. 


Türkçe’nin matematik, gönül ve bilim gibi kavramlar arasında sağlam felsefi bağlar örme kapasitesine sahip olduğunu belirterek, dilin aynı zamanda bir milli kültürel direnişin belgesi olduğunu ifade eder⁹. 


Sinanoğlu bu durumu, “Türkçe düşünmeyen bir toplumun bilimi de felsefesi de tercüme olur”¹⁰ sözüyle özetler. 


II. Ontolojik Kopuş ve Medeniyet Krizi: 


Maddi İnsan ve Yönetici İhtiyacı Felsefenin gelişmesini engelleyen yapısal sorun, modern medeniyetin insana sunduğu ontolojik zeminin çatlaklarında yatmaktadır. 


A. Ekonomik Proje ve Maddi İnsan (Duralı ve Ökten) 


Duralı, modern medeniyetin, özellikle İngiliz ve Yahudi sermaye çevrelerinin temsil ettiği haliyle, temelinde "ekonomik bir proje" olduğunu belirtir¹¹. 


Bu projenin ürünü olan Maddi İnsan (Beşer), sürekli rekabet eden, ekonomik motivasyonlarla hareket eden ve varoluşu biyolojik gereksinimlere indirgenmiş bir varlıktır¹². 


Saadettin Ökten, bu Maddi İnsan figürünü antropolojik düzeyde analiz eder. 


İnsan varlığının içgüdü, akıl ve duygu olmak üzere üç temel yetenek düzleminde mevcut olduğunu; ancak bu yumağın hayatı yaşamak için tek başına yeterli olmadığını belirtir. 


Bu üç yeteneğin bir "yöneticiye, bir kaptana" ihtiyacı vardır¹³. 


Bu kaptanın görevi, hayata bir anlam ve bir gaye tanımlamaktır. Ökten’e göre modern kriz, insanın varlık (ontolojik mesele), ahlak ve estetik gibi evrensel sorunlara¹⁴ cevap verememesinden kaynaklanır. 


Doğanın yıkıcı kurallarından rencide olan insan, içsel olarak aşkın bir ahlak sistemine programlanmıştır; bu ihtiyacı karşılayacak olan da metafizikten kopmuş akıl değil, irfani bir idraktir. 


B. Varlık Bilinci, Ontolojik İhtiyaç ve Tatminsizlik (Kılıç ve Kalın) 


Mahmut Erol Kılıç, felsefi krizin, insanın varoluşsal boyutunun göz ardı edilmesinden kaynaklandığını söyler. 


Günümüz insanının yaşadığı ruhsal çöküntü ve tatminsizliğin temel nedeni, mutlak olmayanda beka ve baki olmayanda huzur ve mutluluk arayışıdır¹⁵. 


Kılıç, Kur'an'daki "Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur" hükmüne dayanarak, Allah'ı anmanın sadece psikolojik bir rahatlama değil, aynı zamanda insanın bizzat ontolojik ihtiyacı olduğunu savunur¹⁶. 


Ona göre, “varlıkla bağ kuramayan akıl, hikmet üretemez”¹⁷. 


Tasavvuf, bu anlamda bir "yaşayan felsefe"dir ve varlığı nesneleştiren seküler felsefeye karşı kalbî yolları açık tutar. 


İbrahim Kalın ise bu ontolojik krizi, Batı felsefesinin “varlığın unutuluşu” üzerine kurulu olmasıyla ilişkilendirir. 


Türk-İslâm düşüncesinin ise “vücûd’un hakikati”ni koruduğunu belirtir¹⁸. 


Kalın, çağdaş Türk düşüncesinin merkezine **“varlık bilinci ve hikmet düşüncesi”**ni yerleştirir¹⁹. 


Bu, modern rasyonaliteye sıkışmayıp, hikmet ve erdemli eylem arasında denge kurma çağrısıdır. 


III. Rasyonel Miras ve Hikmetin İhyası: 


Türk-İslâm Felsefesinin Yeniden İnşası Yerli bir felsefe geleneğinin inşası, ne tamamen Batı taklidi ne de dogmatik bir mistisizm olabilir; bu, İslâm düşüncesinin hem rasyonel hem de irfanî damarlarını sentezlemeyi gerektirir. 


A. Rasyonel Damarın İhyası ve Aklın 


Adaleti (Arslan) Ahmet Arslan, Türk felsefesinin gelişimi için atılması gereken en önemli adımı, İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi düşünürlerin mirasının, yalnızca dinî değil, epistemolojik bir miras olarak yeniden keşfedilmesi olduğunu söyler²⁰. 


Arslan, modern Türkiye’deki entelektüel krizleri “aklın dinle, inancın bilgiyle koparılması” üzerinden okur²¹. 


Gerçek felsefenin, “imanı hikmetle, aklı adaletle buluşturabilen” dengeyi kurmaktan geçtiğini vurgular. 


B. Hikmet Geleneği ve Sonsuz Kemal Arayışı (Demirli ve Kılıç) Ekrem Demirli, felsefe krizini hikmetin unutulmasıyla açıklayarak²², modern çağda bilgi artsa da hikmetin azaldığını belirtir. 


Demirli, Karl Jaspers'in "Felsefe yolda olmaktır." sözünden hareket ile tasavvufun da, bitmeyen bir yolculukta olmayı istilzam etmesi açısından ortak bir anlama sahip olduğunu ileri sürer.²³


Bu yolculuğun bitmeyişinin nedeni, kemalin, yani Allah’taki kemalin sonsuz olmasıdır. 


Bu yönüyle Tasavvuf, statik bir dogma yerine, sürekli tekamülü esas alan dinamik bir ontolojik yöneliştir. Demirli, irfanın, "bilginin kalple doğrulandığı yer" olduğunu ifade eder²⁴. 


Mahmut Erol Kılıç ise Tasavvufu "İslâm Dini’nin Arkeolojisi" olarak tanımlar²⁵. 


Bu arkeolojik rol, dinin zamanla üzeri örtülmüş, unutulmuş derin katmanlarına ulaşma ve onları yeniden keşfetme yöntemidir; böylece İslâmî düşüncenin irfanî ve felsefi özü canlandırılmış olur. 


C. Hikmetli Aklın Felsefesi (Kalın) İbrahim 


Kalın, bu rasyonel ve irfanî sentezin nihai adı olarak “Hikmetli Aklın Felsefesi”ni önerir. 


Kalın’a göre, Türk düşüncesi, hem Batı’nın rasyonel geleneğini hem de Doğu’nun ontolojik hikmetini birleştirebilecek en uygun zemindir; çünkü “bizim hikmet geleneğimiz hem aklı hem kalbi birlikte işletir”²⁶. 


Bu, sadece rasyonel eleştiriye değil, aynı zamanda varoluşsal tatmine odaklanan yeni bir paradigma teklifidir. 


IV. Sosyopolitik ve Kurumsal Engeller: Otoriteye Sadakat ve Piyasa Baskısı Felsefenin akademik ve kamusal alanda gelişmesini engelleyen bir diğer faktör, sosyolojik ve siyasi kısıtlamalardır. 


Süleyman Seyfi Öğün, felsefi düşüncenin gelişememesini entelektüel korku, ideolojik kutuplaşma ve iktidar bağımlılığıyla açıklar²⁷. 


Felsefenin, “her tür kutsalı sorgulama cesareti” olduğunu; ancak Türkiye’de kutsalların yerine ideolojilerin geçtiğini belirtir. 


Felsefenin yokluğunda hakikat değil, propaganda üretilir. 


Bu nedenle felsefe, “otoriteye değil, hakikate sadakat”tir²⁸. 


Öğün ayrıca, “entelektüel sermayenin politikaya ve medyaya akması” ve popülizm tarafından kuşatılmış düşünce hayatının felsefenin kamusal itibarını kaybetmesine yol açtığını tespit eder. 


Duralı, “felsefe bir cesaret işidir” demesine rağmen²⁹, Türkiye’de düşüncenin “yaşam kaygısı” ve akademik kariyer sisteminin baskısı karşısında geri çekildiğini vurgular. 


Bu durum, Sinanoğlu’nun işaret ettiği milli kültürel direnişin³⁰ önünde büyük bir engel oluşturur. Bu yapısal kriz, Öğün’ün ifadesiyle "devlet, ulus ve sermaye üçgeni"nin çatırdamasıyla³¹ daha da derinleşir ve düşünür tipinin yerini "memur entelektüel" almasına neden olur. 


V. Sonuç: Türk Felsefesi İçin Bir Yeniden 

Doğuş Manifestosu 


Duralı’nın medeniyet aklı, Cündioğlu’nun mana dili, Sinanoğlu’nun bilim felsefesi, Arslan’ın rasyonel geleneği, Demirli’nin hikmet vurgusu, Ökten’in medeniyet bilinci, Kılıç’ın tasavvufî ontolojisi, Öğün’ün sosyolojik eleştirisi ve Kalın’ın hikmetli akıl teklifi birlikte ele alındığında, Türkiye’de felsefenin gelişememesinin bir akıl eksikliği değil, bir irade ve ontolojik köksüzlük eksikliği olduğu anlaşılmaktadır. 


Yerli bir felsefe inşası, Hilmi Ziya Ülken’in dediği gibi “yerli bir düşünme biçimi” geliştirmeyi zorunlu kılar³². 


Bu inşa, yalnızca akademik değil, kültürel bir yeniden doğuşu ifade eder. 


Türk düşüncesi, ancak kendi dilinde düşünebildiğinde, kendi hakikatini aradığında ve hikmeti yeniden diriltebildiğinde özgünleşebilir. 


Bu manifest bağlamında, Türk felsefesi için atılması gereken adımlar şunlardır: 


1. Epistemik Bağımsızlık: Dilin ve kavramların asli manalarıyla yeniden irtibatı sağlanmalı, Türkçe’nin felsefi ve bilimsel kapasitesi akademik düzeyde tesis edilmelidir. 


2. Ontolojik Bütünlük: Felsefe, salt rasyonel bir alıştırma olmaktan çıkarılıp, varoluşsal tatmin ve İnsan-ı Kamil idealini esas alan, hikmetli akıl paradigmasına geçirilmelidir. 


3. Kurumsal Cesaret: Üniversiteler, yaşam kaygısı ve ideolojik baskıdan arındırılarak özgür düşüncenin yuvası haline getirilmeli; felsefe, kamusal hayatta yeniden hakikate sadakatin siması olarak konumlandırılmalıdır. 


Felsefe, bilgiyle başlayıp hikmetle tamamlanan bir yolculuktur; Türkiye’nin ihtiyacı, bu yolculuğu yeniden başlatacak erdemli bir düşünce seferberliğidir. 



Kaynakça 


¹ Duralı, T. (2006). Çağdaş Küresel Medeniyet. İstanbul: Dergâh Yayınları. 


² Duralı, T. (2018). Felsefe-Bilim Nedir?. İstanbul: Ketebe. 


³ Duralı, T. (2018). Felsefe-Bilim Nedir?. İstanbul: Ketebe. 


⁴ YILDIZ, İ. (n.d.). Teoman Duralı's Understanding of Metaphysics. 


⁵ Cündioğlu, D. (2011). Dil ve Tevil. İstanbul: Kapı Yayınları. 


⁶ Cündioğlu, D. (2019). Sözün ve Sessizliğin Hikmeti. İstanbul: Sufi Kitap. 


⁷ Sinanoğlu, O. (2000). Bye Bye Türkçe. İstanbul: Otopsi Yayınları. 


⁸ SİNANOĞLU, O. (2016). Atatürk ve Türk Bilim Dili. Düşün-ü-yorum Dergisi (Sayı: 57). 


⁹ SİNANOĞLU, O. (n.d.). Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve Türkçe Matematik Bilim Gönül.

 

¹⁰ Sinanoğlu, O. (2000). Bye Bye Türkçe. İstanbul: Otopsi Yayınları. 


¹¹ YILDIZ, İ. (n.d.). Teoman Duralı's Understanding of Metaphysics. 


¹² YILDIZ, İ. (n.d.). Teoman Duralı's Understanding of Metaphysics. 


¹³ ÖKTEN, S. (2020). Medeniyet ve Şehir. 


¹⁴ ÖKTEN, S. (2020). Medeniyet ve Şehir. 


¹⁵ KILIÇ, M. E. (n.d.). Anadolu'nun Ruhu: Tasavvuf. 


¹⁶ KILIÇ, M. E. (n.d.). Anadolu'nun Ruhu: Tasavvuf. 


¹⁷ Kılıç, M. E. (2013). Tasavvuf ve İnsan. İstanbul: Nefes Yayınları. 


¹⁸ Kalın, İ. (2020). Heidegger’in Kulübesine Yolculuk. İstanbul: Ketebe Yayınları. 


¹⁹ Kalın, İ. (2018). Barbar, Modern, Medeni. İstanbul: İnsan Yayınları. 


²⁰ Arslan, A. (2006). İslam Felsefesi Üzerine. Ankara: Vadi Yayınları. 


²¹ Arslan, A. (2006). İslam Felsefesi Üzerine. Ankara: Vadi Yayınları. 


²² Demirli, E. (2022). Hikmetin İzinde. İstanbul: İnsan Yayınları. 


²³ DEMİRLİ, E. (2013). Tasavvuf ve Felsefe I. Sabah Ülkesi | Kültür-Sanat ve Felsefe Dergisi. 


²⁴ Demirli, E. (2022). Hikmetin İzinde. İstanbul: İnsan Yayınları. 


²⁵ KILIÇ, M. E. (n.d.). Tasavvuf İslâm Dini'nin Arkeolojisidir. Semazen. 


²⁶ Kalın, İ. (2018). Barbar, Modern, Medeni. İstanbul: İnsan Yayınları. 


²⁷ Öğün, S. S. (2020). Düşünce, Siyaset ve Cemiyet. İstanbul: Yöneliş Yayınları. 


²⁸ Öğün, S. S. (2018). Düşünce Atlası. Bursa: Düşünce Akademisi. 


²⁹ Duralı, T. (2009). Felsefe-Bilim Nedir?. İstanbul: İSAM Yayınları. 


³⁰ SİNANOĞLU, O. (n.d.). Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve Türkçe Matematik Bilim Gönül.

 

³¹ ÖĞÜN, S. S. (n.d.). Devlet, ulus ve sermaye üçgeni çatırdıyor. SAMÜ Düşünce ve Sanat Merkezi. 


³² Ülken, H. Z. (1946). Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. Ankara: MEB Yayınları. 

Alıntılanan çalışmalar 1. Teoman Duralı'nın Metafizik, Din ve Ahlak Anlayışı - DergiPark, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2690826 2. Oktay Sinanoğlu - Düşünüyorum,

 https://www.dusunuyorumdergisi.com/author/oktay-sinanoglu/ 3. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ve Türkçe - Matematik - Bilim - Gönül,

 https://www.hepsiburada.com/prof-dr-oktay-sinanoglu-ve-turkce-matematik-bilim-gonul-pm-HBC 00009FQKBW 4. Medeniyet ve Şehir – Sadettin Ökten,

 http://bilkentmedeniyet.com/2020/11/medeniyet-ve-sehir-sadettin-okten/ 5. ANADOLU'NUN RUHU: TASAVVUF - Edebistan.com,

 https://edebistan.com/haberler/anadolu-nun-ruhu-tasavvuf 6. Sabah Ülkesi | Kültür-Sanat ve Felsefe Dergisi Tasavvuf ve Felsefe I Ekrem Demirli,

 https://www.sabahulkesi.com/2013/04/01/tasavvuf-ve-felsefe-ekrem-demirli/ 7. Mahmud Erol Kılıç: “Tasavvuf İslâm Dini'nin Arkeolojisidir” - Semazen.net,

 https://www.semazen.net/mahmud-erol-kilic-tasavvuf-islam-dininin-arkeolojisidir/ 8. Süleyman Seyfi Öğün: “Devlet, ulus ve sermaye üçgeni çatırdıyor” - düsam, https://dusam.samsun.edu.tr/suleyman-seyfi-ogun-demokrasi/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İslam Düşüncesinde Ruhların Ezelî İttisali

Sesli Özet ➡️https://youtu.be/g472maAPqdI?si=5Gqf-UQptA87fIRZ Bezm-i Elest’ten İlâhî Cezbeye: İslam Düşüncesinde Ruhların Ezelî İttisali Giriş: Aşkın Ontolojik Kökeni ve Metafizik Bir Hatırlayış Olarak Ülfet Beşerî tecrübenin en muammalı ve sarsıcı duraklarından biri olan aşk, insanlık tarihi boyunca yalnızca biyolojik bir dürtü ya da psikolojik bir yönelim olarak kavranmamıştır.  İslam düşünce geleneğinde ve özellikle tasavvuf metafiziğinde aşk, insanın dünyevî sürgününde karşılaştığı transandantal bir hatırlayış ve ruhun kendi ezelî kökenine duyduğu ontolojik bir özlem olarak yorumlanmıştır.  Hikmet ehli, mutasavvıflar ve İslam filozofları, insanlar arasında aniden ortaya çıkan ve rasyonel sebeplerle açıklanamayan derin yakınlığı, ülfeti ve çekimi fiziki dünyanın sınırlarıyla izah etmeyi yetersiz bulmuşlardır.  Bu çekimin kökleri, beden öncesi bir varoluş alanına, yani ruhların henüz cisimler âlemine indirilmeden önce bir arada bulunduğu ezelî hakikate kadar uzanmaktadı...

İdrakin Kapısında

Aynadaki Sonsuzluk: İbn-i Arabi, Kuantum ve Modern Zamanın Sırları İnsanlık, var oluşunu anlamak için binlerce yıldır gökyüzüne bakıyor. Yıldızların titreşiminde kendi kaderini okumaya çalıştı; nehirlerin akışında ruhunun akışını gördü; kalbin derinliklerinde ise Allah’ın izini aradı.  Tasavvuf, bu yolculuğu kalbin aynasında sürdürürken, modern bilim atomların titreşiminde aynı sırrı çözmeye koyuldu. İbn-i Arabi’nin “Her an yeni bir yaratmadadır” dediği yerde, kuantum fiziği “her ölçümde evren yeniden kuruluyor” der.  İki farklı dil, aynı hakikati anlatıyor olabilir mi? 1. Tasavvufî Pencereler: Ayna, Aşk ve Işık İbn-i Arabi: Tecellinin Sonsuzluğu İbn-i Arabi, evreni Allah’ın sürekli tecellisi olarak görür.  Ona göre varlık, bir defalık yaratılmış sabit bir nesne değil, her an yeniden var edilen bir akıştır.  Varlık, Allah’ın kendini görmesi için bir ayna gibidir: “Sen ayna gibisin; suret sende görünür. Sen yok olsan da O’nun sureti kalır.” Burada insan, sadece seyirc...

Bilinç; İndirgemeci Fizikalizmin Epistemolojik Krizi

Sesli Özet ➡️https://youtu.be/rIE8Uwwnfw8?si=2ie94QtXWQoZr6aV İndirgemeci Fizikalizmin Epistemolojik Krizi ve Bilincin Bağlantısal Ontolojisi: Poppercı Bir Bilimsel Metodoloji Denemesi Modern bilimsel düşünce, on yedinci yüzyıldan itibaren doğayı anlama çabasında muazzam bir ivme kazanmıştır.  Bu ivmenin temelinde yatan fizikalist ve materyalist indirgemecilik, karmaşık fenomenleri daha basit yapı taşlarına ayırarak açıklama metodolojisi üzerine inşa edilmiştir.  Ancak bu metodolojik başarı, beraberinde ontolojik bir darlığı da getirmiştir: "Gerçek olan yalnızca maddedir ve maddeye indirgenemeyen her şey illüzyondur."  Bu yaklaşım, özellikle bilinç, zihin ve geleneksel literatürde "ruh" olarak adlandırılan öznel deneyim alanlarını bilimin dışına itme veya onları salt nörokimyasal süreçlerin pasif bir yan ürününe indirgeme eğilimindedir.  Oysa bilimsel metodolojinin kendisi, Karl Popper'ın da vurguladığı üzere, dogmatik bir kapalılığı değil, sürekli bir eleştirel...