Sesli Özet ➡️ https://youtu.be/DAvUa8nT4jw?si=7FkaEOfe-slng04O
Kemalizm'in Epistemik Kökenleri ve Atatürkçülük ile Ayrımı: Kutuplaşmadan Medeniyet İnşasına Bir Vizyon
Ön / Giriş Bölümü:
Mustafa Kemal’in Gençlikteki Başarısızlıkları ve Cumhuriyet Aklının Doğuşu
Türkiye’nin modernleşme serüveni, özünde bir epistemik dönüşüm, yani hakikat anlayışının değişimi sürecidir.
Osmanlı’nın son döneminde başlayan ve Cumhuriyet’in kuruluşuyla ivme kazanan bu dönüşüm, hem Batı’nın pozitivist bilgi paradigmasından etkilenmiş hem de Anadolu’nun irfanî geleneğiyle çetin bir çatışmaya girmiştir.
Bugün Türkiye’nin toplumsal kutuplaşmasının kökleri, bu bilgi kaynakları arasındaki gerilime dayanır.
Kemalizm’in jakoben modernleşme biçimi, halkın inanç, gelenek ve kültür dünyasını dışlayarak bir “rasyonel yurttaşlık” inşa etmeye çalışmıştır.
Buna karşılık İslâmî-muhafazakâr kesimler, modern bilinci tamamen reddetmek yerine, Anadolu hikmetiyle barışık bir modernlik arayışına yönelmiştir.
Bu çalışmanın temel amacı, Mustafa Kemal’in gençlik yıllarındaki ardı ardına gelen “başarısızlıklar” zincirinden başlayarak, bu tecrübenin aslında “Cumhuriyet aklının doğuş süreci"ne nasıl dönüştüğünü analiz etmektir.
Bu analizde, mitik Atatürk imajını sorgulayıp “insan” Atatürk’ü yeniden merkeze alarak, Kemalizm ile Atatürkçülük arasındaki farkı belirginleştirmek ve toplumsal uzlaşının imkânını araştırmaktır.
Cemil Koçak’ın ifadesiyle, Türkiye’nin modern tarihi “bir başarısızlıklar zinciri üzerinde yükselen başarı anlatısıdır.”¹
Cumhuriyet ideolojisi, toplumsal gerçeklikten çok, milli bir mitos inşasıyla kendi tarihini kurmuştur.
Bu mitos, Atatürk’ün kahramanlaştırılması üzerine bina edilmiş, ancak bu kahramanlık söylemi zamanla epistemik tekeli doğurmuştur: Hakikatin ölçüsü artık akıl değil, Atatürk olmuştur.
Bu durum, bugün bile “Atatürkçülük” kavramının, bir düşünce sisteminden ziyade duygusal sadakat rejimi olarak yaşamasına yol açmıştır.
Başarısızlık Pedagojisi: Modernleşmenin Epistemik Kırılma Noktası
Mustafa Kemal’in gençlik dönemi, çoğu anlatının aksine, ardı ardına gelen başarısızlıklarla örülü bir pedagojik süreç olarak görülmelidir.
Bu başarısızlıklar, hem kişisel karakterinin biçimlenmesinde hem de Cumhuriyet’in akıl anlayışının oluşumunda belirleyici rol oynamıştır.
Genç yaşta Rumeli’ye atanma hedefinde başarısız olup hapse girerek Suriye’ye sürülmüş; kurduğu cemiyeti teşkilatlandırma çabasında başarısız olmuş; İttihatçılar içinde suikasta uğramış ve Libya’ya gönderilmiştir.
Askerî stratejik yanlışlara yönelik raporları dikkate alınmamış ve görevinden alınmış; halkı örgütleme çabaları nedeniyle askerlikten ihraç edilmiş ve idamla yargılanmıştır.
Bu kronoloji, Mustafa Kemal’i katı bir ideologdan ziyade bir pragmatist olarak şekillendirmiştir.
Onun düşüncesi, Batı’daki pozitivizmin birebir kopyası değildir; pratik aklın rasyonalizmi üzerine kuruludur.²
Halil İnalcık’a göre, Cumhuriyet modernleşmesi “kültürel kopuşun akılla meşrulaştırılmasıdır.”³
Bu süreç, bir bilgi devriminden çok, bir hakikat devrimi olarak yaşanmıştır.
Mustafa Kemal’in sürekli reddedilen, dışlanan bir zihin yapısının nihayetinde devlet merkezli bir doğruluk rejimi inşa etme zorunluluğunu doğurmuştur.
İşte bu noktada Kemalizm, Atatürk’ün bireysel tecrübelerinin ideolojik bir kalıba dönüşmüş hâlidir: Başarısızlıktan doğan kontrol arzusu, otoriter aklın epistemik kaynağıdır.
I. Bölüm: Kemalizm’in Düşünsel Kıskacı: Felsefi Özgürleşmeyi Engelleyen İdeolojik Forma Dönüşüm
Cumhuriyet ideolojisinin düşünsel kökleri, yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel dehasına indirgenemez.
Kemalizm, bireysel bir aklın değil, kolektif bir zihinsel geleneğin, yani Jön Türk aklının ürünüdür.
II. Abdülhamid dönemi bürokrasisinde yetişen subay ve memurlar, Batı eğitimi almış olmalarına rağmen Osmanlı tecrübesinden kopuk bir zümre aklı geliştirmişlerdir.⁴
Kemalizm, geç Osmanlı döneminde oluşan üç modernleşme damarının — Jön Türk pozitivizmi, Sabetaycı-bürokratik Batıcılık ve jakoben halk mühendisliğinin — sentezlenmemiş tortusudur.⁵
Bu damarlar, Batı karşısında geliştirilen savunmacı, taklitçi ve tepeden inmeci zihniyetin farklı yüzleridir ve Kemalizm’i Türkiye’de felsefi özgürleşmeyi engelleyen ideolojik bir forma dönüştürmüştür.
1.1. Jön Türk Pozitivizmi ve Bürokratik Rasyonalizm
Jön Türk hareketi, bilimi yeni bir dogma hâline getiren pozitivist bir anlayışı benimsemiştir.⁶
Bu hareket, Auguste Comte’un pozitivizmi, Montesquieu’nün rasyonel devlet teorisi ve Fransa’daki katı laiklik anlayışından beslenmiştir.⁷
Cemil Koçak’a göre, İttihatçılığın temel karakteri “devleti kurtarmak için halka rağmen halk adına hareket eden elitist kadrolar” yaratmasıydı.⁸
Bu miras, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına doğrudan intikal etmiştir.
Cumhuriyet’in kurumsal yapısı, Jön Türk bürokrasisinin bu duygusuz akıl anlayışıyla yoğrulmuş; böylece Kemalizm, Mustafa Kemal’in pragmatik rasyonalizmini değil, İttihatçıların mekanik pozitivizmini taşımıştır.
Bu akıl, özgürleştirici değil, kontrol edici bir araç hâline gelerek “aydın despotizmi” dediğimiz bürokratik bir zihniyet doğurmuştur.⁹
Hilmi Ziya Ülken’in ifadesiyle, “Cumhuriyet aydını, halkı eğitirken halktan öğrenmeyi reddetmiştir.”¹⁰
1.2. Sabetaycı-Bürokratik Batıcılık: Kimliksiz Modernliğin İnşası Sabetaycı Etki, Gladyo Yapılanması ve Derin Devlet Bağlantısı
Kemalizm’in jakoben karakterini derinleştiren unsurlardan biri de Sabetaycı aydın kadrosudur.
Bu kadro yapısının Cumhuriyet’in erken döneminde de etkili olduğu bilinmektedir.
Selanik kökenli birçok subay ve bürokrat, laik reformların entelektüel alt yapısını kurmuştur.
Sabetaycı geleneğin en belirgin özelliği, inançla akıl arasındaki radikal ayrımdır.
Bu ayrım, Kemalist zihniyetin temelini oluşturur: Akıl, yalnızca devletin hizmetinde meşrudur; inanç, özel alanla sınırlandırılmıştır.
Bu epistemik ayrışma, Türkiye’deki modernleşmenin derin kutuplaşmasının da kaynağıdır.
Zira Anadolu insanının hikmet temelli bilgi anlayışı, bu mekanik rasyonaliteye direnmiş; böylece Cumhuriyet, kendi toplumuyla sürekli çatışan bir devlet biçimine evrilmiştir.
Kemalizm’in tarihsel sürekliliğinde göz ardı edilmemesi gereken bir boyut da, Cumhuriyet’in kurucu kadrolarındaki bazı Sabetay kökenli bürokrat ve aydınların oynadığı roldür.¹¹
Bu gruplar, modernleşme sürecinde laiklik kavramını bir “inançsızlık ideolojisi”ne dönüştürerek halkla rejim arasındaki kültürel uçurumu derinleştirmiştir.
Sabetaycılar, dini kimliklerini kültürel bir sembole dönüştürerek hem Avrupa’ya entegre olabilmiş, hem de Osmanlı içinde reformcu bir rol üstlenmişlerdir.
Bu noktada, Erhan Afyoncu ve Murat Bardakçı gibi tarihçilerin vurguladığı üzere, Osmanlı’nın son döneminden itibaren devletin istihbarat ve hariciye kadrolarında dönmelerin ve Batıcı masonik yapıların etkinliği dikkat çekicidir.¹²
Bu etkinlik, Cumhuriyet döneminde “derin devlet” unsurlarıyla birleşerek, Kemalizm’in ideolojik bekçiliğini yapan sivil-asker bürokrasiyi oluşturmuştur.
Bu yapının Soğuk Savaş döneminde NATO’nun Stay Behind (Gladio) örgütlenmesiyle iç içe geçmesi, Kemalizm’i artık sadece bir düşünce sistemi değil, aynı zamanda bir “devlet içi ideolojik aparat” haline getirmiştir.¹³
Bu aparat, 1960, 1980 ve 1997 darbelerinde kendini göstermiş, halkın iradesini koruma iddiasıyla halkın iradesine karşı yönelmiştir.
Bu çevreler laikliği bir özgürlük ilkesi değil, kimlik inşasının aracı olarak benimsedi.
Dolayısıyla laiklik, dinin özgürleşmesi değil, devletin otoritesinin teminatı hâline geldi.¹⁴
İbrahim Kalın’ın tespitiyle, “modernleşme sürecinde din, siyasetin değil, siyasetin dine müdahalesinin nesnesi hâline gelmiştir.”¹⁵
Bu yönüyle Kemalizm, Batı’da dinin rasyonel dönüşümüne karşılık gelen Aydınlanma felsefesinden değil, onun yüzeysel taklidinden beslenmiştir.
1.3. Jakoben Halk Mühendisliği
Kemalizm’in üçüncü ve en görünür damarı, Fransız Devrimi’nden devralınan jakoben modernleşme modelidir.
Raymond Aron’un tanımıyla jakobenizm, “aklı halk adına iktidara geçirmek”tir.¹⁶
Cumhuriyet devrimleri, halkın katılımını değil, halk adına “doğruyu tanımlama” eylemini temsil etmiştir.
1928 Harf Devrimi, yalnızca bir alfabe değişikliği değil, hafıza mühendisliğiydi. Cemil Meriç bu süreci “kültürel amnezi” (bellek yitimi) olarak nitelendirir:
“Kültürü olmayan toplum, kendi geçmişini değil, başkalarının hatırasını yaşar.”¹⁷
Halil İnalcık’ın ifadesiyle, bu modernleşme biçimi “dinin değil, geleneksel bilginin tasfiyesidir.”¹⁸
II. Bölüm: Atatürkçülük ve Devlet Aklının Sürekliliği: Anti-Emperyalist Vizyon
Atatürkçülük ile Kemalizm arasındaki fark, Kemalizm’in felsefi derinlikten yoksun pratik bir dogmatizm üretmesiyle belirginleşir: Atatürkçülük, düşünmeyi ve yenilemeyi esas alan bir dinamik akıl; Kemalizm ise kutsallaştırmayı ve korumayı tercih eden bir bürokratik akıldır.
Şerif Mardin’in ifadesiyle, Kemalizm “sosyolojik değil, teolojik bir modernlik kurmuştur.”¹⁹
2.1. Atatürkçülüğün Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist Temeli
Atatürkçülüğün, Kemalist ideolojinin statik ve bürokratik çizgisinden ayrılan temel bir yönü, anti-emperyalist ve anti-Siyonist duruşudur.
Bu dinamik anlayış, özellikle Atilla İlhan ve Hulki Cevizoğlu gibi ulusalcı düşünürler tarafından vurgulanmıştır.
Atilla İlhan, Atatürk’ün eylemini Batı’nın dayattığı ulusçuluk kavramından bağımsız, Batı'nın ekonomik ve siyasi hükmünden bağımsız olmayı hedefleyen, ulusal egemenliği mutlaklaştıran bir tavır olarak değerlendirmiştir.²⁷
Hulki Cevizoğlu ise bu anti-emperyalist çizgiye anti-Siyonist duruşu da ekleyerek, ulusal çıkarları ve tam bağımsızlığı her şeyin üstünde tutan bir vizyonu savunur.²⁸
Bu düşünürlere göre, anti-emperyalist çizgi, kurucu liderin ruhunu yansıtırken, Kemalizm’in bürokratik ve jakoben kanadı, bu özü göz ardı ederek ideolojiyi bir kimlik dayatma aracı haline getirmiştir.
Dolayısıyla Atatürkçülük, duygusal sadakat rejiminden bağımsız, modern Türkiye için çabalayan insanların dinamik, ulusal ve tam bağımsızlıkçı düşünce hattı olarak konumlandırılmalıdır.
2.2. Devlet Aklının Mâturîdî Gelenek İçindeki Konumu
Atatürkçülük, aynı zamanda devlet aklının devamlılığı içinde konumlanmıştır.
Türkiye'nin devlet geleneği, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti üzerinden süregelen, güçlü merkezi otoriteyi ve siyasi birliği sağlamayı amaçlayan organik bir yapıyı ifade eder.²⁹
Bu gelenek, din ve devlet ilişkilerini özerk bir şekilde temellendiren, Mâturîdî düşünce modeli içinde kalıp, sistematik bir hukuk düzeni ve yazılı bir teolojiye sahip, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yapılanmanın imkânını sunmuştur.
Atatürkçülük, bu kadim devlet geleneğinin modern biçimi olup, Selçuklu–Osmanlı–Cumhuriyet hattında ilerleyen meşru, yerli ve bağımsız siyasi kimliğin devamlılığını esas alır.
Kemalizm ise bu sürekli devlet aklını, jakoben ve bürokratik damarların da etkisiyle, felsefi özgürleşmeyi engelleyen, tepeden inmeci, Batıcı ve dogmatik bir ideolojiye dönüştürerek, bu tarihsel sürekliliği yapay bir kırılmaya uğratmıştır.
III. Bölüm: Cumhuriyet İdeolojisinin Halktan Kopuşunun Nedenleri: 5816, Laiklik ve Aydın–Halk Yabancılaşması
Cumhuriyet ideolojisi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan “devlet aklı” geleneğinin modern biçimi olmakla birlikte, bu geleneği ideolojik olarak katılaştırmıştır.
Halil İnalcık, Osmanlı’dan devralınan “devlet merkezli modernleşme” geleneğinin Cumhuriyet’te bir süreklilik arz ettiğini belirtir.²⁰
Ancak bu süreklilik, devletin halk üzerindeki vesayetini kırmak yerine, onu ideolojik bir forma dönüştürdü.
3.1. Bürokratik Despotizm ve Epistemik Kriz
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın tek parti dönemi boyunca oluşturduğu bürokratik yapı, halk iradesini “denetlenecek bir kitle davranışı” olarak kodladı.²¹
Bu doktrin, “devrimi korumak” adına düşünsel çoğulculuğu bastırdı.
Eğitim, kültür ve sanat alanları, tek tip bir kimlik inşasının araçları haline geldi.²²
İlber Ortaylı’ya göre, erken Cumhuriyet’in en büyük açmazı, “modernleşme ile medeniyet arasındaki ayrımı görememesi”dir.²³
3.2. Laiklik Politikasının İdeolojik Araçsallaştırılması
Kemalizm’in jakoben karakteri, laikliği bir özgürlük ilkesi değil, merkezî kimlik inşasının aracı olarak benimsemiştir.
İbrahim Kalın’ın tespitiyle, “modernleşme sürecinde din, siyasetin değil, siyasetin dine müdahalesinin nesnesi hâline gelmiştir.”¹⁵
Dolayısıyla laiklik, dinin özgürleşmesi değil, devletin otoritesinin teminatı hâline geldi.¹⁴
Bu katı laiklik politikaları, Anadolu insanının hikmet temelli bilgi anlayışına direnç gösterdi.
Murat Bardakçı’nın işaret ettiği gibi, Cumhuriyet kadroları halkı dönüştürmeye çalışırken halk, kendi meşruiyetini korumak için tasavvufî sohbetler ve yerel dini pratikler üzerinden dirençli bir epistemik ağ kurmuştur.²⁴
3.3. 5816 Sayılı Yasa ve Aydın–Halk Yabancılaşması Kemalizm’in pozitivist ve jakoben çizgisinin yol açtığı en önemli sonuç, aydın-halk yabancılaşmasıdır.
Yabancılaşma, sadece kültürel bir ayrılık değil, siyasi bir stratejiye dönüşmüştür; seçkinci bakışın, demokrasiyi değil vesayeti hâkim kıldığı yönünde eleştirilmiştir.
Aydınlar, ideolojik atmosferin kısırlığı nedeniyle dünya ile olan ilişkilerini adeta kesmiş ve ideoloji bir türlü toplumsal bir kisveye bürünememiştir.
Bu epistemik kopuşun yasal güvencesi ise, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ile sağlanmıştır.
Bu yasal düzenleme, Atatürk’ün kahramanlaştırılması üzerine bina edilen millî mitosun korunmasını ve her türlü rasyonel eleştiriden muaf tutulmasını teminat altına almıştır.
Yasanın varlığı, ideolojinin toplumsal rızadan yoksunluğunu güç kullanarak telafi etme çabasının en somut göstergelerinden olarak Cumhuriyet ideolojisinin halktan kopuşunu derinleştirmiştir.
IV. Bölüm: Kutuplaşmadan Medeniyet İnşasına: Cumhuriyetin Felsefi Mirasını Yeniden Sentezlemek
Türkiye’nin modernleşme tarihi, akıl ile iman, şehir ile taşra arasındaki epistemik gerilimden beslenen kronik bir kutuplaşmanın tarihidir.
Bu gerilimin çözümü, dogmatik ve bürokratik ideoloji olan Kemalizm ile, anti-emperyalist, rasyonel ve ahlaki akılcılığı temsil eden Atatürkçülük arasındaki ayrımı kalıcılaştırmaktan geçer.
Cumhuriyetin felsefi mirasını, Anadolu hikmeti ve Cumhuriyet değerleriyle yeniden sentezleyen bir “Büyük Medeniyet Projesi” vizyonu, bu kutuplaşmayı aşmanın tek yoludur.
4.1. Ahlaki Rasyonalite Olarak Atatürkçülük
Atatürk’ün düşünsel serüveni, durağan değil, diyalektik bir akıl yürütme çizgisi taşır.
Onun metinleri incelendiğinde, aklın otoriteyle değil, etikle ilişkilendirildiği görülür.³⁰
Özellikle 1923-1937 arası konuşmalarında, “aklın ve bilimin rehberliği” vurgusu, dogmatik bir pozitivizm değil, sorgulayıcı bir etik rasyonalizm anlamına gelir.
Halil İnalcık, Atatürkçülüğün özünü “halkın hikmetinden kopuk bir entelektüel akıl değil, onu çağın idrakine tercüme eden bir akıl”³¹ olarak tanımlar.
Atatürkçülük, bu anlamda Anadolu hikmetinin modern formudur. Aklı mutlaklaştıran Kemalist dogma yerine, aklı insanın ahlaki sorumluluğuyla bütünleştiren bir anlayıştır.
Bu denge, İbn Sina’nın “hikmet-i amelî” kavramına benzer: Bilgi, ancak ahlaki niyetle birleştiğinde değerlidir.³²
4.2. Anadolu Hikmetiyle Uzlaşma ve Epistemik Barış
Yeni bir medeniyet tasavvuru, ne Kemalizm’in katı pozitivizmini ne de anti-modern muhafazakârlığı tekrar etmelidir.
Bunun yerine, etik akıl merkezli bir medeniyet anlayışı geliştirilmelidir.
Anadolu irfanı, Sadettin Ökten’in ifadesiyle “bilginin vicdanla yoğrulmuş hâli”²⁵ olarak, bilimi reddetmeden, bilginin etik yönünü merkeze alan bir denge sunar.
İbn Haldun’un medeniyet teorisiyle uyumlu olarak, bir toplumun sürekliliği, birlik bilinci (asabiyet) kadar, adalet ve ahlakın da varlığına bağlıdır.³³
İbrahim Kalın’ın ifadesiyle, “Medeniyet, bilginin değil, anlamın örgütlenmesidir.”²⁶
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, bu anlam örgüsünü yeniden kurmakla görevli olacaktır.
Eğer akıl, vicdanla; bilim, hikmetle; Atatürkçülük, Anadolu irfanıyla birleşirse, Türkiye yalnızca bir siyasi değil, epistemik bir yeniden doğuş yaşayabilir.
Bu sentez, kendi hikmetini yeniden kuran bir düşünce biçimini ve Kutuplaşmadan Medeniyet İnşasına bir vizyonu işaret eder.
Kaynakça
¹ Cemil Koçak, Cumhuriyet’in İcadı: Bir Devrin Hikayesi, İletişim Yayınları, 2019.
² İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Timaş Yayınları, 2015.
³ Halil İnalcık, Atatürk ve Modernleşme, Doğu Batı Yayınları, 2009.
⁴ Erhan Afyoncu, Osmanlı’da Bürokrasi ve Reform, Kronik Yayınları, 2020.
⁵ Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, İletişim Yayınları, 1990.
⁶ Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları, 1995.
⁷ Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, 2010.
⁸ Cemil Koçak, Geçmişin İhtişamı, İletişim Yayınları, 2013.
⁹ Cemil Koçak, Geçmişin İhtişamı, İletişim Yayınları, 2013.
¹⁰ Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken Yayınları, 2001.
¹¹ Murat Bardakçı, Şahbaba: Osmanoğulları’nın Sürgün Hikâyesi, Pan Yayıncılık, 2006.
¹² Erhan Afyoncu, Osmanlı’nın Gizli Tarihi, Yeditepe Yayınları, 2017.
¹³ Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları, 1995.
¹⁴ Cemil Koçak, Tek Parti Dönemi ve Kemalizm, İletişim Yayınları, 2012.
¹⁵ İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi:
İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş, İnsan Yayınları, 2017.
¹⁶ Raymond Aron, Demokrasi ve Devrim, çev. H. T. Uğurlu, İletişim Yayınları, 1992.
¹⁷ Cemil Meriç, Kültürden İrfana, İletişim Yayınları, 2011.
¹⁸ Halil İnalcık, Atatürk ve Modernleşme, Doğu Batı Yayınları, 2009.
¹⁹ Şerif Mardin, Din ve İdeoloji, İletişim Yayınları, 2010.
²⁰ Halil İnalcık, Osmanlı ve Modern Türkiye, Doğu-Batı Yayınları, 2011.
²¹ Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, 2010.
²² Murat Bardakçı, Şahbaba: Osmanoğulları’nın Sürgün Hikâyesi, Pan Yayıncılık, 2006.
²³ İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Timaş Yayınları, 2014.
²⁴ Murat Bardakçı, Cumhuriyet’in Kültürel Kodları, İş Bankası Yayınları, 2020.
²⁵ Sadettin Ökten, Medeniyet Üzerine Konuşmalar, Timaş Yayınları, 2014.
²⁶ İbrahim Kalın, Ben, Öteki ve Ötesi: İslam-Batı İlişkileri Tarihine Giriş, İnsan Yayınları, 2017.
²⁷ Attila İlhan, Köşe Yazıları (2004), Cumhuriyet, 18.08.2004.
²⁸ Hulki Cevizoğlu, Tarih Başa Sarıyor, (Belirtilen Kaynakça içindeki eserlere atıf).
²⁹ Mevlüt Uyanık, Selçuklu-Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti Kültürel Sürekliliğinin Simge İsmi Erol Güngör II, (Belirtilen Kaynakça içindeki makaleye atıf).
³⁰ Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020.
³¹ Halil İnalcık, Atatürk ve Modernleşme, Doğu Batı Yayınları, 2009.
³² İbn Sina, Kitabü’ş-Şifa: Metafizik I, çev. E. Demirli, Klasik Yayınları, 2017.
³³ İbn Haldun, Mukaddime, çev. Zakir Kadiri Ugan, Dergâh Yayınları, 2016.
Alıntılanan çalışmalar
1. Aydın Yalçın'ın Öncü Gazetesindeki Yazılarında Atatürkçülük-Demokrasi İlişkisine ve Bu Bağlamda 27 Mayıs - DergiPark, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1805614
2. SELÇUKLU-OSMANLI-TÜRKİYE CUMHURİYETİ KÜLTÜREL ..., https://www.eskisehirturkocagi.org/mevlut-uyanik/selcuklu-osmanli-turkiye-cumhuriyeti-kulturel-s urekliginin-simge-ismi-erol-gungor-ii/
Yorumlar