Sesli Özet ➡️https://youtu.be/ExP6-gPMC-w?si=YJuF1jZwaaVvO4sg
Gözlem, Benlik ve Bilinç: Nörobilim, Kuantum Fiziği ve Tasavvuf Kesişiminde İlişkisel Gerçeklik ve Ene Problemi
Varlığın mahiyeti ve bu varlığı deneyimleyen bilincin doğası, insanlık tarihinin en kadim ve en çetrefilli meselelerinden biridir.
Klasik fizik anlayışının hüküm sürdüğü yüzyıllar boyunca gerçeklik, gözlemciden bağımsız, nesnel ve durağan bir yapı olarak tasavvur edilmiştir.
Ancak yirminci yüzyılın başından itibaren kuantum mekaniğinin ortaya çıkışı ve son elli yılda nörobilim alanındaki devrimsel gelişmeler, bu "nesnel gerçeklik" algısını temelinden sarsmıştır.
Günümüzde bilimsel düşünce; atom altı parçacıkların davranışlarından beynin nöronal ağlarına kadar her alanda "bağlantısallık" ve "ilişkisellik" kavramlarını merkeze almaktadır.
Bu dönüşüm, ironik bir biçimde, yüzyıllar öncesinin tasavvufi öğretileri ve özellikle Said Nursi gibi düşünürlerin "ene" (benlik) üzerine geliştirdiği derinlikli analizlerle çarpıcı paralellikler göstermektedir.
Bu çalışma, modern nörobilimin bağlantısallık yaklaşımını, kuantum fiziğinin katılımcı evren modelini ve tasavvufun vahdet-i vücud ontolojisini bir araya getirerek, bilincin ve benliğin epistemolojik statüsünü yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Gerçekliğin Yeniden Tanımı: İlişkisel ve Katılımcı Bir Evren
Klasik realizm, evrenin biz ona baksak da bakmasak da "orada" olduğunu ve sabit özelliklere sahip olduğunu varsayar.
Oysa kuantum fiziğinin babalarından John Archibald Wheeler, bu anlayışı "katılımcı evren" (participatory universe) kavramıyla yerle bir etmiştir.
Wheeler’a göre, bir gözlemci tarafından ölçülene kadar hiçbir fenomen gerçek bir fenomen olma vasfı taşımaz.
Bu yaklaşım, gerçekliğin gözlemciden bağımsız bir "şey" değil, gözlem süreciyle birlikte tamamlanan bir "süreç" olduğunu ilan eder. Wheeler’ın "it from bit" (her şey bitten/bilgiden gelir) olarak kavramsallaştırdığı bu felsefe, her fiziksel niceliğin temelinde bilgi teorik bir gözlem eyleminin yattığını savunur.
Bu bağlamda gerçeklik, ne tamamen dışarıdaki bir nesnellik ne de tamamen zihindeki bir öznelliktir; o, bu ikisinin etkileşiminden doğan ilişkisel bir yapıdır.
Wheeler’ın meşhur "U" diyagramı, evrenin bir noktada gözlemciyi doğurduğunu ve bu gözlemcinin de geçmişe dönük olarak evrenin tarihine gerçeklik kazandırdığını betimler.
Bu durum, kuantum dolanıklığı ve süperpozisyon gibi kavramlarla birleştiğinde, evrenin bölünemez bir bütün olduğunu ve parçaların ancak birbirleriyle olan ilişkileri üzerinden tanımlanabileceğini gösterir.
Tasavvuf düşüncesindeki "tecelli" kavramı da benzer bir dinamizme işaret eder:
Varlık, mutlak bir kaynaktan her an yeniden sudur eden, durağanlıktan uzak bir akıştır. Dolayısıyla gerçeklik, bir kez kurulup bırakılmış bir makine değil, her an gözlem ve etkileşimle yeniden inşa edilen bir diyalogdur.
Bağlantısallık Bilimi ve Zihnin Süreçsel Doğası
Nörobilim dünyasında Prof. Dr. Türker Kılıç tarafından geliştirilen bağlantısallık (connectivity) yaklaşımı, zihni ve beyni anlama biçimimizde köklü bir paradigma değişimini temsil eder.
Geleneksel anlayış beyni, belirli görevleri yerine getiren izole bölgelerin bir toplamı olarak görürken; bağlantısallık, asıl belirleyici olanın nöronların kendisi değil, bu nöronlar arasındaki muazzam iletişim ağları olduğunu savunur.
Kılıç’a göre zihin, bir yapı değil, bu karmaşık ağların ürettiği bir süreçtir.
Bu yaklaşım, zekâyı tek bir organizmaya hapsetmek yerine, onu enformasyon sistemlerinin bütününe ait bir özellik olarak tanımlar.
Bağlantısallık matematiği, parçaların toplamından daha fazlasını ifade eden bir "yaratıcılık" veya "beliriş" (emergence) alanına işaret eder.
Bu fazlalık, sistemin parçaları arasındaki ilişkinin kalitesinden doğan bir zekâdır.
Kılıç, insan beynini en yetkin bilgi işleme sistemi sanmanın bir yanılgı olduğunu, asıl yetkin sistemin tüm varoluş kodlamalarının toplamı olan "yaşam"ın kendisi olduğunu vurgular.
Bu perspektif, insanı evrenin efendisi konumundan çıkarıp, yaşam ağının bir parçası, bir "yaşamdaş" haline getirir.
Bu bağlamda "benlik", dış dünyayı anlamlandırmak ve bu karmaşık veri akışı içinde organizmayı yönlendirmek için beyin tarafından kurulan bir modelden ibarettir.
Modern bilişsel bilimlerdeki "Tahminleyici İşleme" (Predictive Processing) modeli, bu süreci daha da somutlaştırır.
Beyin, dış dünyayı pasif bir şekilde algılamak yerine, sürekli olarak dış dünyadaki nedenlere dair tahminler (generative models) üretir.
Bizim "algı" dediğimiz şey, beynin bu tahminlerini dışarıdan gelen duyusal verilerle karşılaştırıp hata payını minimize etme çabasıdır.
Dolayısıyla gerçeklik deneyimimiz, bir anlamda "kontrol edilmiş bir halüsinasyon"dur.
Bu noktada benlik, bu halüsinasyonun başrol oyuncusu, beynin kendi eylemlerini öngörebilmek için yarattığı hayali bir merkezdir.
Ene: Epistemolojik Bir Ölçü Birimi ve İzafi Kimlik
Nörobilimin "benlik bir modeldir" çıkarımı, Said Nursi’nin "ene" (benlik) üzerine yürüttüğü felsefi analizlerle şaşırtıcı bir biçimde örtüşür.
Nursi, otuzuncu sözünde eneyi, mutlak hakikati anlamak için kullanılan bir "vâhid-i kıyasî" (ölçü birimi) olarak tanımlar.
Ona göre, mutlak ve sınırsız olan bir şeyi doğrudan kavramak mümkün değildir; bu yüzden insana, sınırlı ve izafi bir referans noktası olarak "ben" duygusu verilmiştir.
Kişi, kendi sınırlı gücüyle yaratıcının mutlak kudretini, kendi cüzi ilmiyle mutlak ilmi kıyas ederek kavrar.
Nursi’nin yaklaşımında enenin ontolojik bir gerçekliği yoktur; o, tıpkı geometrideki farazi çizgiler gibi, bir şeyi ölçmek için varsayılan hayali bir hattır.
Enenin hakikati "harfî"dir, yani kendi başına bir anlam taşımaz, ancak başka bir hakikati göstermek için bir işaret fişeği görevi görür.
Eğer insan, bu hayali ölçü birimini gerçek bir varlık gibi algılamaya başlarsa, yani "benlik"i kendi adına mutlaklaştırırsa, Nursi’ye göre bu durum "firavunluk" olarak adlandırılan egoizme ve karanlık bir şirke yol açar.
Bu noktada ene, gerçekliği gösteren bir anahtar olmaktan çıkıp, gerçekliği gizleyen kalın bir perdeye dönüşür.
Bu epistemolojik derinlik, modern kuantum gözlemcisi problemine de ışık tutar.
Gözlemci, sadece veri toplayan bir pasif özne değil, ölçüm çerçevesini (vahid-i kıyasi) kuran ve olasılıklar arasından birini belirleyen yapıdır.
Eğer gözlemci kendi izafi statüsünü mutlaklaştırırsa, sistemin bütünselliğini (vahdet) ıskalar.
Nursi’nin "ene" uyarısı, bilimin kendisini merkeze alan ve yaşamın bütünselliğinden kopan indirgemeci yaklaşımlara karşı bir uyarı niteliği taşır.
Gerçek özgürlük, enenin kendi sınırlılığını fark edip, yaşamın enformasyon ağına (rububiyet-i ilahiye) teslim olmasıyla mümkündür.
Bilinç Problemi: Qualia ve Bilimin Epistemolojik Sınırı
Bilimin enformasyon süreçlerini ve nöronal bağlantıları açıklamadaki başarısı, bilincin öznel boyutu karşısında bir duraksamaya uğrar.
Adam Zeman, bilincin hem zengin bir fenomenal deneyim (qualia) içerdiğini hem de fiziksel bir temele dayandığını belirtir, ancak bu ikisi arasındaki köprünün nasıl kurulduğu hâlâ belirsizdir.
Bu durum, literatürde David Chalmers tarafından "bilincin zor problemi" (hard problem) olarak tanımlanmıştır: Fiziksel süreçler nasıl olur da "his" ve "deneyim" üretir?.
Zeman’a göre, bir makinenin içindeki dişlileri ne kadar incelersek inceleyelim, o makinenin nasıl "algıladığını" açıklayan bir şeye rastlayamayız; bu, Leibniz’in meşhur değirmen metaforuna kadar uzanan kadim bir problemdir.
Thomas Metzinger ise bu problemi, "benlik"in aslında bir illüzyon olduğunu savunarak aşmaya çalışır.
Metzinger’e göre beyin, bir "ego tüneli" oluşturur ve biz bu tünelin içinden dünyayı seyrederiz.
Ancak ortada o tüneli izleyen bir "ben" yoktur; sadece o izleme eyleminin kendisi ve beynin ürettiği "öz-model" vardır.
Metzinger, meditasyon gibi durumlarla ulaşılan "Saf Farkındalık" (pure awareness) halini, bilincin en temel ve içeriksiz formu olarak tanımlar.
Bu durum, kişisel kimlikten (hafıza, hikâye, karakter) bağımsız bir farkındalık düzeyinin mümkün olduğunu göstermektedir.
Nörobilimsel bulgular, kişisel kimliğin beyindeki belirli ağların (özellikle Default Mode Network) aktivitesiyle ilişkili olduğunu, ancak bu ağlar sustuğunda bile farkındalığın devam edebildiğini ortaya koymaktadır.
Bu durum, tasavvufi perspektifteki "nefsin mertebeleri" ile uyumludur.
En alt düzeydeki "nefs-i emmare", biyolojik dürtülerin ve egonun hüküm sürdüğü yerdir; ancak "saf nefs" (nefs-i safiye) düzeyinde, kişisel kimlik aradan çekilir ve geriye sadece ilahi olanın yansıdığı duru bir farkındalık kalır.
Bu noktada bilinç, "ben"in bir ürünü değil, "ben"in üzerinde yansıdığı bir zemin olarak karşımıza çıkar.
Tasavvufi Perspektif: Vahdet-i Vücud ve Kuantum Holizmi
Tasavvuf, özellikle İbn Arabi tarafından sistemleştirilen Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) öğretisiyle, gerçekliğin ilişkisel doğasına dair en radikal açıklamayı sunar. Bu anlayışa göre, evrende aslında tek bir gerçek varlık (Vücud) vardır ve bizlerin gördüğü çokluk (kesret), bu tek varlığın sonsuz tecellilerinden ibarettir.
İbn Arabi için dünya, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir aynadaki yansımaları gibidir.
Bu bakış açısı, kuantum dolanıklığı (entanglement) kavramıyla çarpıcı bir paralellik arz eder: Nasıl ki dolanık parçacıklar aradaki mesafeye bakmaksızın tek bir sistem gibi hareket ediyorsa, evrendeki her zerre de görünmeyen bir bağla birbirine bağlıdır ve ayrılık bir algı illüzyonudur.
İbn Arabi’nin "Tecelli" kavramı, kuantum mekaniğindeki dalga fonksiyonunun çökmesiyle (collapse of wave function) benzerlik taşır.
Evren, ilahi ilimdeki "A'yan-ı Sabite" adı verilen olasılıklar/sabit özler halinden, "Kun" (Ol) emriyle somut gerçekliğe geçer.
Bu, süperpozisyon halindeki olasılıklar denizinden tek bir durumun gerçekleşmesi gibidir.
Ancak bu yaratılış bir kez olup bitmiş değildir; "Halk-ı Cedid" (Sürekli Yaratılış) ilkesine göre evren her an yok olup her an yeniden var edilmektedir.
Modern fizikteki vakum dalgalanmaları ve parçacıkların her an varlık-yokluk sınırında salınması, bu sürekli yaratılış fikrinin bilimsel bir izdüşümü olarak okunabilir.
Bu ontolojide "benlik", hakikati örten bir perde veya ilahi ışığın üzerinde kırıldığı bir prizma gibidir.
Kişi, kendi benliğini (enesini) mutlak sandığı sürece birliğin (vahdetin) kokusunu alamaz.
Ancak benlik, bir ayna olarak kullanıldığında ve kendi "gölge" mahiyetini fark ettiğinde, varlığın bütünlüğüyle uyumlu hale gelir.
İbn Arabi’nin "Sen, sen olduğunu bilince, O'nun olduğunu da bilirsin" sözü, bilincin kendi üzerine dönerek (reflexive consciousness) kendi kaynağını keşfetme sürecini anlatır.
Bu süreçte akıl bir sınır teşkil ederken, kalp sınırsız tecellilerin mekanı olarak tanımlanır.
Ölüm ve Ötesi: Enformasyonun Dönüşümü ve Aynanın Kırılması
Yaşamın ve bilincin en büyük meydan okuması olan ölüm, bu üç perspektif (nörobilim, kuantum, tasavvuf) tarafından farklı ama birbirini tamamlayan biçimlerde ele alınır.
Klasik materyalist nörobilim, beyni bilincin üreticisi olarak gördüğü için, ölümle birlikte bilincin de tamamen sona ereceğini varsayar.
Ancak bağlantısallık ve enformasyon teorisi tabanlı yaklaşımlar, bilincin sadece beynin bir ürünü değil, yaşamın bütününe yayılmış bir enformasyon süreci olduğunu öne sürer.
Bu durumda, "ayna" (beyin/beden) kırıldığında, yansıyan "ışık" (bilinç/enformasyon) yok olmaz, sadece yansıma ortamı değişir.
Tasavvufi ifadeyle "Ayna kırılır, ışık kalır" yaklaşımı, kişisel kimliğin (ego) çözülmesini ancak bilincin özünün devam etmesini öngörür.
Said Nursi’ye göre ölüm, enenin hayali malikiyetini terk edip gerçek kaynağına dönmesidir; bu bir yok oluş değil, bir terhis ve yer değiştirmedir.
Kuantum fiziğindeki enformasyonun korunumu ilkesi de bu tartışmaya kozmik bir boyut katar: Evrendeki hiçbir bilgi kaybolmaz, sadece form değiştirir.
Eğer bilinç, Wheeler’ın iddia ettiği gibi evrenin kurucu bir unsuruyse, onun basit bir biyolojik sonla tamamen buharlaşması mantıksal bir çelişki yaratır.
Ölüm sonrası bilinç tartışmalarında Metzinger’in "saf farkındalık" kavramı kritik bir rol oynar.
Eğer kişisel hikâyemiz (narrative identity) beynin bir kurgusuysa, bu kurgunun ölümle bitmesi doğaldır.
Ancak "deneyimin çıplak varlığı" olan o saf farkındalık, zamanın ve mekânın ötesinde bir nitelik taşıyabilir.
İbn Arabi için zaman, tecelliyle var olan bir boyuttur ve tecelli biterse zaman da biter; ancak varlığın özü zamansızdır.
Bu perspektiften bakıldığında ölüm, "zaman tünelinden" çıkıp "ezeli an"a geçiş olarak tanımlanabilir.
Etik ve Sosyolojik Çıkarımlar: Yaşamdaşlık Kültürü
Benliğin ve gerçekliğin bu yeni tanımı, sadece teorik bir tartışma değil, aynı zamanda yeni bir etik anlayışın temelidir.
Türker Kılıç, bağlantısallık biliminden yola çıkarak "Yaşamdaşlık" (Life-partnership) adını verdiği bir kültür önerir.
Bu kültüre göre, her şey birbirine bağlı olduğu için, "öteki"ne yapılan her şey aslında sistemin bütününe ve dolayısıyla kendimize yapılmış olur.
İnsan merkezli dünya görüşü (antrosantrizm), insanoğlunun kendisini doğanın hakimi sanmasıyla sonuçlanmış ve ekolojik krizleri doğurmuştur.
Yaşamdaşlık ise, insanı yaşamın bir hizmetkârı ve ortağı olarak konumlandırır.
Bu yeni etik, Said Nursi’nin "ene" uyarısının toplumsal ölçekteki karşılığıdır.
Eğer toplumdaki her birey kendi enesini mutlaklaştırırsa, bu bir "firavunlar topluluğu" yaratır ve huzur bozulur.
Oysa her birey kendi enesini bir hizmet aracı (vahid-i kıyasi) olarak görürse, toplum bir "bağlantısal bütünlük" içinde hareket eder.
Kılıç’ın belirttiği gibi, "kendini geliştirmek isteyen kişi yanındakini geliştirmekle işe başlamalıdır", çünkü matematiksel olarak ağın kalitesi arttıkça parçanın değeri de artar.
Bu anlayış, mülkiyet ve rekabet odaklı modern dünyadan, paylaşım ve "iyilik" odaklı bir geleceğe geçişin kapısını aralar.
Hukuk sistemleri de bu paradigma değişiminden nasibini alacaktır.
Mevcut hukuk, bireyi diğerlerine karşı korurken; bağlantısallık hukuku, yaşamın bütünlüğünü bireyin yıkıcı arzularına karşı koruyacaktır.
Ormanın hakkı, tek bir yaprağın hakkından önce gelecektir, çünkü yaprak ancak orman varsa var olabilir.
Bu, sadece bir çevrecilik değil, varoluşsal bir zorunluluktur.
Yaşam, kendisini korumayan türleri sistemin dışına iten devasa bir enformasyon işleme sürecidir.
Genel Değerlendirme ve Sentez
Bu çalışma boyunca incelenen nörobilim, kuantum fiziği ve tasavvuf perspektifleri, insanı ve evreni anlama çabasında üç farklı ama birbirine paralel yol sunmaktadır.
Bilim "nasıl?" sorusuna odaklanarak bağlantısallık ve tahminleyici işleme mekanizmalarını ortaya koyarken; tasavvuf "neden?" sorusuna odaklanarak bu süreçlerin ardındaki ilahi birliği (vahdet) ve anlamı (tecelli) işaret eder.
İki alanın kesiştiği temel nokta şudur: Gerçeklik sabit bir nesne değil, her an kurulan bir ilişkidir.
Bu bağlamda "ben": Ne mutlak ve bağımsız bir özdür (çünkü her an değişmekte ve başkalarına bağımlıdır), Ne de tamamen bir illüzyon veya hiçliktir (çünkü bir ölçü birimi ve deneyim merkezi olarak işlevseldir).
Benlik, bir "geçiş noktası", varlığın kendi kendini tanıması için kurgulanmış bir koordinat sistemidir.
Sonuç olarak insan, varlığın efendisi değil, varlığın kendisini seyrettiği bir ayna, bir "düğüm noktası"dır.
Gerçeklik deneyimimiz, bir gözlemcinin katılımıyla (Wheeler), bir beynin tahminleriyle (Friston) ve bir kalbin tecelliyi hissetmesiyle (İbn Arabi) şekillenir.
"Ene" problemi, bu aynanın sırrını bilme meselesidir.
Eğer aynanın arkasındaki "sır"rı (Allah’ın isim ve sıfatlarını) fark edersek, ayna bir keşif aracına dönüşür; eğer sadece aynanın kendisine (egoya) bakarsak, kendi yansımamızda boğuluruz.
Modern bilim ve kadim bilgelik, bu noktada aynı hakikati farklı dillerle fısıldamaktadır: Ayna kırıldığında kaybolan şey "sen" değil, zaten "sen sandığın o kısıtlı gölge"dir.
Hakikat ise, bütünün bağlantısallığında sonsuza dek yaşamaya devam eder.
Alıntılanan çalışmalar
1. Research Notes - The Participatory Universe | The Unfinishable Map, https://unfinishablemap.org/research/participatory-universe-2026-02-08/
2. John Archibald Wheeler and the clash of ideas - Assets - Cambridge University Press, https://assets.cambridge.org/97805218/31130/excerpt/9780521831130_excerpt.pdf
3. quantum mechanics in islamic and sufi mystics: scientific analogies ..., https://api.jomardpublishing.com/api/main/articles/view?source=storage/journals/islamic-history-and-literature/issues/pdf/2025/quantum-mechanics-in-islamic-and-sufi-mystics-scientific-analogies-of-light-immediateness-and-unity.pdf
4. İbn Arabi ve Kuantum - Hamûş, https://sureyha.wordpress.com/2025/06/04/ibn-arabi-ve-kuantum/
5. Bağlantısallık Biliminin İnsanlığa Etkileri – Türker Kılıç – Flaps Club, https://flaps.club/baglantisallik-biliminin-insanliga-etkileri-turker-kilic/
6. Prof. Dr. Türker Kılıç: Esas devrimciler bilim insanlarıdır - Felsefeciler Derneği, https://www.felsefecilerdernegi.org.tr/prof-dr-turker-kilic-esas-devrimciler-bilim-insanlaridir/
7. YENİ BİLİM: BAĞLANTISALLIK - YENİ KÜLTÜR: YAŞAMDAŞLIK PROF. DR. TÜRKER KILIÇ ÖNSÖZ BAĞLANTISAL BÜTÜNSELLİK, https://www.uguryuce.com.tr/kitaplar/YeniBilim.pdf
8. Bağlantısallık ve Yaşanmışlık: Prof. Dr. Türker Kılıç - İstinye Post, https://post.istinye.edu.tr/istinye-universitesi-tip-fakultesi-dekani-prof-dr-turker-kilic-fatih-altaylinin-sundugu-teke-tek-bilim-programinda-yer-aldi.html
9. Yeni Bilim: Bağlantısallık, Yeni Kültür: Yaşamdaşlık - Türker Kılıç - Global Academy, https://www.globacademy.org/yeni-bilim-baglantisallik-yeni-kultur-yasamdaslik-turker-kilic/
10. The Predictive Mind: Karl Friston's Free Energy Principle and Its Implications for Consciousness - - Taproot Therapy Collective, https://gettherapybirmingham.com/the-predictive-mind-karl-fristons-free-energy-principle-and-its-implications-for-consciousness/
11. Predictions, perception, and a sense of self - FIL | UCL, https://www.fil.ion.ucl.ac.uk/~karl/Predictions,%20perception,%20and%20a%20sense%20of%20self.pdf
12. Metacognitive Feelings: A Predictive-Processing Perspective - PMC - NIH, https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12231856/
13. Risale:30. Söz - Nurpedia.org - İman ve İslam Hakikatlerine Dair Nur Ansiklopedisi, https://www.nurpedia.org/wiki/Risale:30._S%C3%B6z
14. Otuzuncu Söz - Risale Online, https://oku.risale.online/sozler/otuzuncu-soz
15. Risale-i Nur/Sözler/Otuzuncu Söz/Birinci Maksat (s:727) - eRisale, https://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=1&pageNo=727
16. (PDF) The nature of consciousness - ResearchGate, https://www.researchgate.net/publication/258250625_The_nature_of_consciousness
17. Prof. Dr. Thomas Metzinger - philosopher and cognitive scientist and ..., https://thomasmetzinger.com/
18. Sufi psychology - Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Sufi_psychology
19. The Concept of Wahdat al-Wujud Ibn 'Arabi's Thought and its Relevance in Sufism, https://www.researchgate.net/publication/389665614_The_Concept_of_Wahdat_al-Wujud_Ibn_'Arabi's_Thought_and_its_Relevance_in_Sufism
20. Ibn Arabi — Commentary on Wahdat al-Wujud (Unity of Being) - Karsten Ramser - Medium, https://karsten-ramser.medium.com/ibn-arabi-commentary-on-wahdat-al-wujud-unity-of-being-99662a0704f3
21. Bağlantısallık ve karmaşıklığa dair bilimsel, sosyal ve kültürel çıkarımlar, https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/baglantisallik-ve-karmasikliga-dair-bilimsel-sosyal-ve-kulturel-cikarimlar
Yorumlar